• Trabzon11 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Yusuf erdoğan : Babam Trabzonspora Kırgındı Onu Mustafa Hoca İkna Etti
01 Mart 2013 Cuma 12:52

Yusuf erdoğan : "Babam Trabzonspor'a Kırgındı O'nu Mustafa Hoca İkna Etti"

Yusuf ERDOĞAN Tff 'nin Resmi Yayın Organı Tam Saha dergisine röportaj verdi.
usuf Erdoğan: "Yarışmada keşfedildim"01.03.2013
Yusuf Erdoğan: "Yarışmada keşfedildim"
 
Hayatı Anadolu'nun farklı şehirlerinde geçmiş bir asker çocuğu o. Küçük yaşta Fenerbahçe minik takımına seçilse de babasının Afşin'e tayiniyle futboldan kopmuş, 13 yaşında Futbol Star yarışmasına katıldığında keşfedilmiş bir yetenek. 1461 Trabzon'un Galatasaray'ı Türkiye Kupası'ndan elediği o unutulmaz sürprizle futbol kamuoyunun yakından tanıdığı 21 yaşındaki oyuncu, Ümit Millî Takım'a seçilmenin gururunu yaşıyor ve sadece sahadaki yeteneğiyle değil, saha dışında da beyefendiliğiyle anılmak istiyor. 

Röportaj: Mazlum Uluç / TamSaha 

Isparta doğumlusun ancak 14 yaşından bu yana Trabzon takımlarında futbol oynuyorsun. Futbola ne zaman ve nerede başladın, Trabzon'a gelişin nasıl gerçekleşti? 

Futbola İstanbul'da başladım aslında. Asker olan babam o dönemde İstanbul'da görev yapıyordu. Ancak yaşım küçük olduğu için herhangi bir takımda lisansım çıkmadı. Okul takımındaki hocamızın tavsiyesiyle Fenerbahçe'nin seçmelerine katıldım. O dönemde Fenerbahçe'nin altyapısında İlhami Tek Hoca vardı. Minik takım hocasıydı. Seçmelere katıldım ve beğenildim. O dönemde Danone Kupası vardı ve ben de takımla birlikte Fransa'ya gidecektim. Ancak babamın tayini Kahramanmaraş'ın Afşin ilçesine çıkınca ailece oraya taşınmak zorunda kaldık. Şehir merkezine 200 kilometre uzaklıktaydık ve hiçbir sosyal etkinlik yoktu. O dönemde Fenerbahçe'deki hocalarla görüşüyorduk ve beni istiyorlardı ama yaşım çok küçük olduğu için ailemden ayrı kalmam doğru olmayacaktı. 2-3 yıl futboldan uzak kaldım ve 13 yaşına kadar futbol oynayamadım. O dönemde Kahramanmaraş'ta Futbol Star yarışması yapıldı ve ben de katıldım. Seçmeler için Lemi Çelik Kahramanmaraş'a gelmişti. Beni çok beğendi ve Trabzonspor'a götürmek istedi.

Yani Araklıspor'dan önce bir Trabzonspor maceran var öyle mi? 

Evet. Babamla birlikte seçmeler için Trabzon'a gittik. O dönemde altyapı sorumlusu olarak İhsan Derelioğlu ile Metin Bak vardı. Beni beğendiler. Ancak yaşım yine önüme engel olarak çıktı. 13 yaşındaydım ve ailemden uzakta yaşayamazdım. Bu sırada altyapının başına Mustafa Akçay Hoca geldi. Listede ismim var ama ben ortada yoktum. Beni takıma çağırdı ve birlikte Marmaris'te bir turnuvaya gittik. O da beni beğendi. Babamın Trabzon'a tayini çıkarsa ben de Trabzonspor altyapısında oynayabilecektim. Gerçekten de babamın tayini Araklı'ya çıktı. Fakat bu defa da altyapının başına Özkan Sümer gelince bir kez daha denemeye alındım. Özkan Hoca fiziki yapımı yeterli bulmayınca Trabzonspor'dan ayrılmak zorunda kaldım. Bir gün Araklı'da halı sahada maç yaparken, Araklıspor'un yardımcı antrenörü Mustafa Hoca beni gördü ve "Sen kimsin?" diye sordu. Trabzonspor'dan ayrıldığımı öğrenince kulüple temas geçip hakkımda bilgi aldı ve beni Araklıspor'un altyapısına götürdü. Araklıspor'da son 2 yılı profesyonel olmak üzere 6 yıl oynadım. Bu arada liseyi de Araklı'da okudum. Orada çok güzel günler geçirdim. 3. Lig'de oynamanın da gelişimime çok şey kattığını düşünüyorum.

Zor muydu 3. Lig'de oynamak? 

Liglerin kalitesi yükseldiğinde futbol oynamak kolaylaşıyor aslında. 3. Lig'de sahada nefes alacak durumunuz olmuyor. Sürekli uzun toplarla oynuyorsunuz ve hiç bitmeyen ikili mücadeleler var. Geçtiğimiz sezon 1461 Trabzon'la 2. Lig'de oynadım, 3. Lig'e göre biraz daha rahat ettim. Şimdi 1. Lig'deyim ve futbol oynadığımı daha fazla hissediyorum. Sadece kuvvete dayalı oyundan giderek uzaklaşılıyor ve taktik değerler biraz daha ön plana çıkıyor. 

1461 Trabzon'da seni sol kanat oyuncusu olarak tanıdık ama Araklıspor'da sol bekte görev yaptığını da biliyoruz. 

Aslında futbola başladığımdan beri hep sol önde görev yapan bir oyuncuydum. Fakat Araklıspor'da bir ara sol bekimiz sakatlanınca hocamız bana orada görev verdi. 20-25 maç sol bek oynadım. Ancak 1461 Trabzon'da Mustafa Akçay Hocam benim hücum yönümü de keşfetti ve burada hiç sol bek oynamadım. Yine de Araklıspor'da sol bek oynamanın bana büyük bir avantaj sağladığını düşünüyorum. Artık iki yönlü oynayabilen bir sol kanat oyuncusuyum. Sol bek oynarken çok sıkıntısını çektiğim için şimdi önde oynarken savunma yapan arkadaşıma da yardım taşıyorum. Bir yandan da karşımdaki bekin neler yapabileceğini tahmin etmek beni avantajlı hale getiriyor. 

Bize biraz ailenden bahseder misin? 

7 Ağustos 1992'de Isparta'da doğdum. 10 yaşında bir kız kardeşim var. Babam 43 yaşında ve emekli asker. Onun mesleği nedeniyle çok dolaştık. Ben 1 yaşındayken Isparta'dan ayrılmış ailem. Kütahya, Diyarbakır, İstanbul, Kahramanmaraş, Trabzon derken Türkiye'yi dolaştık. 

Futbola başladığında idollerin var mıydı? 

Elvir Baliç idolümdü. Sol önde oynadığım için kendime onu örnek alırdım. Hatta saçlarımın modeli bile onunkiler gibiydi. İlkokula başlarken babam saçlarımı kestirdiğinde 1 hafta ağlamış ve evden dışarı çıkmamıştım. Araklıspor'da oynarken bana "Sen bizim Abdullah Ercan'ımızsın" diyorlardı. 1461 Trabzon'da ise kısa bir süre antrenörlüğümüzü de yapan Orhan Çıkırıkçı'ya benzettiler beni. 

Araklıspor'dan 1461 Trabzon'a transferin nasıl gerçekleşti? 

Sezon bittiğinde beni isteyen takımlar vardı. Babam beni altyapısında tutmayan Trabzonspor'a kırgındı ve bu nedenle 1461 Trabzon'un teklifine pek de sıcak bakmıyordu. Ama daha sonra Mustafa Akçay Hocam gelip benimle ve ailemle görüşünce babam da ikna oldu. Futbol hayatımda verdiğim en doğru kararın da 1461 Trabzon'a gitmek olduğuna inanıyorum. Bana futbol adına çok şey kazandıran Mustafa Hocama her zaman dua ediyorum. 

İnanılmaz şampiyonluğun hikâyesi 

1461'deki ilk sezonunda 2. Lig'de şampiyonluk yaşadın. 25 maç yenilmezlikle gelen bir şampiyonluk kolay olmasa gerek. Bize o şampiyonluktan söz eder misin biraz?

 

Bir sezon önce son haftada attığı tek golle ligde kalan bir takımdı 1461 Trabzon. Geçtiğimiz sezonun başında yapılan ilk toplantıda Teknik Direktörümüz Mustafa Akçay'ın, "Bu sezon şampiyon olacaksınız, ben size inanıyorum" sözleri bize hayal gibi gelmişti. Hatta aramızda yaptığımız toplantılarda birbirimize, "Hoca bize şaka mı yapıyor acaba?" diye soruyorduk. Doğrusu hiçbir oyuncunun sezon başında şampiyonluk hedefine inandığı söylenemezdi. Gerçi kadroda önemli değişiklikler olmuş, eski takımdan 4-5 oyuncu kalmıştı ama yine de şampiyonluk bize yakın görünmüyordu. Zaten sezona da 1-0'lık Kırklarelispor yenilgisiyle başlamıştık. Ardından evimizde Alanyaspor'a 1-0 yenildik. İlk 7 maçımız sona erdiğinde 7 puanımız vardı, lider Bandırmaspor ise 19 puana ulaşmıştı. "Herhalde yine küme düşmemeye oynayacağız" diye düşünmeye başlamıştık. Ancak bu 7 haftalık süreçte biz farkında olmadan oyun sistemimiz de oturmuştu. Hocanın sistemi takım halinde sert bir savunma ve kazanılan toplarla hızlı hücum yapmaktı. Hücuma çıkışlardaki top kayıplarımız nedeniyle ilk 7 haftada çok geride kalmış ama giderek bu hataları asgariye indirmeyi de başarmıştık. Hocamız, "Hiç merak etmeyin, sezon sonunda şampiyon olacaksınız" demeyi sürdürüyor, biz de içimizden, "Nasıl olacak acaba?" diye düşünmeye devam ediyorduk. Sonra arka arkaya kazanmaya başladık ve ilk yarıyı 26 puanla üçüncü sırada bitirdik. Bandırmaspor 34 puana ulaşmıştı ve biz 8 puan gerideydik. "Bandırmaspor direkt çıkar, biz de inşallah play-off oynarız" diyorduk. Sonrasında inanılmaz bir hava yakaladık ve içeride, dışarıda bütün rakiplerimizi yenmeye başladık. Bu sırada Bandırmaspor da puan kaybediyordu. Bitime 4 maç kala Bandırmaspor'u içeride 1-0 yenip liderliğe oturduk ve sondan bir önceki haftada Kızılcahamamspor'u 5-2 yenerek şampiyonluğumuzu ilân ettik. Avni Aker'de oynadığımız Bandırmaspor maçını hayatım boyunca unutmayacağım. İlk defa o kadar kalabalık bir seyirci topluluğu önüne çıkmıştım. Şampiyonluk benim için bir rüya gibiydi. 

Mustafa Akçay'dan sık sık bahsediyorsun. Hedeflerine ne kadar inanan bir teknik adam olduğunu vurguluyorsun. Bunun dışında nasıl bir antrenör Mustafa Akçay? Oyuncularla ilişkileri nasıl, futbol felsefesi ne? 

Mustafa Hoca saha dışında bir abi, bir arkadaş gibi. Sahanın içindeki adamla hiç ilgisi yok. Bize kardeşim diye hitap eder. Bir çay istediğinde, "Sağ ol kardeşim, Allah razı olsun" der. Bizi sık sık yemeğe götürür. Çok mütevazı bir insandır. Ama saha içinde dışarıdaki Mustafa Hocadan eser yoktur. Çok sert bir hocadır ve disiplinsizliğe asla tahammül edemez. Her şeyin dört dörtlük olmasını ister. Oyun sisteminin üzerinde titizlikle durur ve bunun uygulanması için müthiş bir çaba harcar. Bu sistem sayesinde kupada Süper Lig takımlarının canını yakmayı başardık zaten. Mustafa Hoca maçtan önceki konuşmalarında Hazreti Mevlana'nın sözlerinden örnekler verir. Biz de kendimizi yeniçeri gibi hisseder ve sahaya o motivasyonla çıkarız. 

Oraya geleceğiz ama önce bu sezon başındaki hedeflerinize dönelim. Şu anda Süper Lig kapısına yakın duran takımlardan birisiniz. Başlangıçta böyle bir konumda olmayı bekliyor muydunuz? 

Bu sezon başında Mustafa Hocam yine "Şampiyon olacaksınız çocuklar" diyor, biz yine içimizden "Tamam 2. Lig'de olduk da 1. Lig'de zor" diye geçiriyorduk. Ama ilk dört haftayı 10 puanla geçince biz de "Neden olmasın" diye düşünmeye başladık. Hocamız, "Ben Süper Lig dâhil bütün liglerde çalıştım. Sizde o potansiyeli görüyorum" diyordu bize. Demek ki bir bildiği varmış ve her zamanki gibi haklı çıktı. 

Trabzonspor Süper Lig'de oynadığı için şampiyon olsanız da sizin bugünkü yapı içinde Süper Lig'e çıkmanız mümkün değil. Bunun için kulübün el değiştirmesi gerekiyor. Bu durum sizi olumsuz etkilemiyor mu? 

Bizim hiçbir olumsuz düşüncemiz yok. Hocamız bize, "Siz işinizi yapacak, bu ligi sallayacak ve şampiyon olacaksınız, sonrasına büyükleriniz bakacak" diyor. Biz de tıpkı hocamız gibi düşünüyor ve şampiyon olmak istiyoruz. Sonrasının ne olacağı ise bizi gerçekten de ilgilendirmiyor. 

1461 Trabzon ilginç bir takım. Ağırlıklı olarak Trabzonlu oyuncuların oynadığı, çok genç futbolculardan kurulu bir ekipsiniz. 1970'lerde lige çıkıp Anadolu ihtilalini gerçekleştiren Trabzonspor'a çok benziyor bu yapı. Bize biraz takımın özelliklerinden bahseder misin?

 

Öncelikle çok mütevazı bir takımız biz. Aramızda egosu yüksek insanlar yok. Zaten hocalarımız takımı kurarken oyuncuları seçerek alıyor. Oyuncunun önce karakterine, sonra futbolculuk özelliklerine bakılıyor bu kulüpte. Sahaya çıktığımızda "Ben koşmasam da olur" diyen hiçbir oyuncu yok. Zaten siz de görüyorsunuz, bütün oyuncular 90 dakikanın sonuna kadar var güçleriyle mücadele etmeyi sürdürüyor. Gerçekten çok çalışıyoruz. Ben Araklıspor'da böyle idman yaptığımı hatırlamıyorum. Allah da çalışanın yanında oluyor işte.

Sezon başında Zeki Yavru'nun ardından ara transferde Abdullah Karmil'in Trabzonspor'a gidişi sizi nasıl etkiledi? Hedeflerinizden birisi de Trabzonspor'da oynamak herhalde.

 

Şu anda dört büyük takımdan birisi 100 metre ilerimizde. Elbette ilk hedefimiz Trabzonspor ve bunu düşünmek de bizim için büyük bir motivasyon kaynağı. Yanımızdan Colman, Alanzinho geçiyor ve biz de "Neden bir gün bu oyuncularla oynamayalım" diye düşünüyoruz. Şenol Güneş Hocamız 2. Lig'de oynadığımız dönemden itibaren maçlarımızı takip ediyordu. Keza Asbaşkanımız Nevzat Şakar da her zaman yanımızda. Zaman zaman Başkanımız Sadri Şener de tesislere geliyor ve bizi takip ediyor, oyuncularla birebir konuşuyor. Şimdi Trabzonspor'un başına Tolunay Hoca geldi. Onun da gözü bizim üzerimizde. Hem Trabzonspor'da hem de Trabzon şehrinde bize büyük bir ilgi var ve bu da hoşumuza gidiyor açıkçası. Bazen iki takım birlikte yemeğe gidiyoruz. Bazen Trabzonspor'daki ağabeylerimiz bize krampon hediye ediyor. Onlar da çok mütevazı insanlar.

Trabzon şehrinin ilgisinden söz ettin. Nasıl bir ilgi bu? 

Özellikle Ziraat Türkiye Kupası'nda Galatasaray'ı eledikten sonra şehrin bize ilgisi hissedilir biçimde arttı. Meydana takımın afişleri asıldı. Dışarıya çıktığımızda tanınan insanlar haline geldik. Gençler, çocuklar bizden imza istiyor. Bu da bizi mutlu ediyor ve motivasyonumuzu artırıyor. Başlangıçta maçlarımızı Avni Aker'de oynuyorduk ama zeminin bozulma ihtimali belirince Fatih Stadı'na geçtik. Ancak Fatih Stadı o harika manzarasının yanında çok bozuk bir zemine sahip ve bu zeminde oynamak bize de zorluk çıkarıyor. İnşallah büyüklerimiz bu konuyla en kısa zamanda ilgilenir. 

Takımda Trabzonspor'a sıçrama yapmasını beklediğin ilk oyuncular kimler sence? 

Bizim takımda herkes Trabzonspor'da oynamaya aday bence. Zaten hocamız da "10'unuz Trabzonspor'a, 10'unuz da Süper Lig'deki diğer takımlara gidecek" diyor. Bunun hayal olmadığını da biliyoruz. 10 kişi olmasa bile en az 3-4 oyuncunun sezon sonunda Trabzonspor'a gitmesini bekliyoruz. En yakın isimlerin başında orta saha oyuncusu Gökhan Alsan geliyor. Sağ bekte görev yapan Göksu Alhas da öyle. Orta sahada oynayan Abdülkadir Özdemir ve 1988 doğumlu stoperimiz Caner Osmanpaşa abimiz de sezon sonunda Trabzonspor kadrosunda görebileceğimiz oyuncular. Keza Fatih Öztürk abimiz bu ligin en iyi kalecisi. 

Arena'da son 5 dakika 5 saat gibi geçti 

1461 Trabzon'un kamuoyunun dikkatini çekmesi kupada Galatasaray'ı elemenizle gerçekleşti. O maçı konuşalım biraz da... Galatasaray karşısındaki 90 dakikada neler yaşadınız, neler hissettiniz? 

Bu soruya en baştan itibaren cevap vereyim. Kupa kuralarını televizyondan takım halinde izlerken "İnşallah dört büyüklerden birisiyle eşleşiriz" diyorduk. Hedefimiz gidebildiğimiz yere gitmek ve adımızı duyurmaktı. Kura çekildi, bir baktık Galatasaray çıktı. Hepimizde bir sevinç oldu. Çünkü Türkiye'nin en iyi takımlarından birisiyle oynayacaktık. Aramızda, "Artık bizim zamanımız geldi, kendimizi gösterelim" diye konuştuk. Türk Telekom Arena'ya çıktık ve muhteşem bir atmosferle karşılaştık. Sahaya ayak bastığımızda tribünlerin üzerinde sarı-kırmızı ışıklar yanmaya başladı, "Nereye geldik?"diye şaşkın şaşkın etrafımıza bakındık. Sabri abi yanımıza geldi. Oynamasalar bile o sırada sahanın içinde bulunan Eboue'yi, Melo'yu gördük. Kafamızdaki düşünce, "İyi futbol oynayalım, netice ne olursa olsun" biçimindeydi. Hocamızın hem soyunma odasında hem de sahaya çıkarken, "Bu maçı alacaksınız" sesi kulaklarımızda çınlıyor, biz de içimizden çok da güçlü olmayan bir inançla "Hadi inşallah" diye geçiriyorduk. Maçın ilk 15-20 dakikası ortada geçti. Çok iyi bir savunma yapıyorduk ve Galatasaray kalemize gelemiyordu. Giderek kendimize güvenimiz arttı ve "Tamam, karşımızda Galatasaray var ama onlar da bizim gibi insan" demeye başladık. Hücum yapmaya başladık, bir penaltı kazandık ve gole çevirip 1-0 öne geçtik. Öne geçtikten sonra bir özgüven patlaması yaşadık ve istediğimiz futbolu oynamaya başladık. Buna rağmen ikinci gole inanamadık. Baktım Emrullah abi seviniyor, "Acaba bu adam niye seviniyor?" diyorum ben de (gülüyor). Galatasaray karşısında hem de Arena'da 2-0 öne geçmek hiç de inanılır gibi bir şey değildi çünkü. 2-0'ın ardından skoru koruma psikolojisiyle kendi oyunumuzu oynamayı bırakıp çok fazla gömülünce büyük bir baskı altın kaldık. Golü yedik ve 2-1 oldu. Ben 85. dakikada oyundan çıktım, ancak kulübedeki halimizi anlatamam. Kalan 5 dakika bize 5 saat gibi geldi. Adeta dakikalar bitmek bilmedi. Hakemin bitiş düdüğü çaldığında bizimkiler saha içinde sevinirken ben hâlâ turu geçtiğimize inanamıyordum. Trabzon'a dönüşümüzde havaalanında müthiş bir taraftar topluluğu tarafından karşılandık. Onlara da çok teşekkür ediyorum.

 

Sonrasında Fenerbahçe, Sivasspor ve Bursaspor'un yer aldığı gruptan çıkamadınız ama bütün rakiplerinize de kök söktürdünüz. 

İsim veya renk ayrımı yapmaksızın her maça kazanmak için çıktık. "Galatasaray'ı Arena'da mağlup ettikten sonra diğerlerini neden yenmeyelim?" diye düşündük ve bu özgüvenle oynadık. Bütün maçlarda da iyi oynadığımızı düşünüyorum. Biraz daha tecrübeli olsak, konsantrasyonumuzu biraz daha yüksek tutsak bu gruptan birinci bile çıkabilirdik. Fenerbahçe'ye son 5 dakikada kaybettik, Sivas'ta kendi kalemize gol attık, Bursa'da 45. dakikada gol yedikten sonra toparlayamadık. Maçların kırılma noktaları hep aleyhimize gelişti. Futbol şansı biraz yanımızda olsaydı çok farklı bir noktada olabilirdik. Ama kupa maçları çok işimize yaradı. Güçlü rakiplere karşı neler yapabileceğimizi görmek özgüvenimizi iyice artırdı.

Takımın 30 yaş üzeri tek oyuncusu Emrullah Kokoç ve kupadaki performansına bakarak onun için, "Trabzonspor'da rahatlıkla oynar" yorumları yapıldı. Onu en yakından tanıyan takım arkadaşı olarak kaptanın hakkında ne düşünüyorsun?

Emrullah abi inanılmaz bir tempoya sahip. Zaten takım içindeki lâkabı da "Yüzde yüz Emo." İdmanlarda bile aynı tempoyla mücadele ediyor ve son derece disiplinli çalışıyor. Genç oyuncular için harika bir örnek. Dışarıda ise son derecede mütevazı bir insan. Bizimle arkadaş gibi. Hiçbir zaman yaş farkını önümüze koymuyor. Saha içindeki ve dışındaki konuşmalarıyla da bize yön veriyor, motive ediyor. 

Hocaların senin en çok hangi yönünü beğeniyor, hangi özelliklerinden faydalanıyor? 

Güler yüzlü ve şakacı bir insan olduğum için hocalarım saha dışında benim en çok bu yönümden yararlanır. Maç öncesi motivasyon konuşmalarını ben yaparım. Gittiğim yere çok çabuk adapte olurum ve hocalarımla diyaloglarım çok iyidir. Bir konu olduğunda hocalarım, "Çocuklarla sen konuş" der. Saha içinde ise kenar oyuncusu olduğum için yardımlaşmaya çok önem veririm. Mustafa Hocamın bana verdiği en önemli görev savunmanın arkasına yaptığım topsuz koşular. Bu konuda başarılı olduğumu düşünüyor ve ben de bu sayede çok sayıda gol pozisyonuna giriyorum ama gol vuruşlarımı geliştirmem şart. Topla adam eksiltmem ve yaptığım ortalar konusunda bir sıkıntı yok ama dediğim gibi hem gol vuruşlarımı hem de oyun görüşümü geliştirmem lâzım. 

İlk kez Ümit Millî Takım kampındasın. Daha doğrusu herhangi bir kategorideki Millî Takım'ın formasını ilk kez giyiyorsun. Sahaya yeniçeri gibi çıkan bir oyuncu olarak ay-yıldızlı formayı giymek sana neler hissettiriyor? 

Millî Takım'a çağrıldığım haberini ilk aldığımda o kadar duygulandım ki, yanımda birisi olmasaydı ağlayabilirdim. Babamın asker olması nedeniyle Güneydoğu'da uzun süre yaşadım ve hep askerlerin yaşadığı ortamlarda, Türk bayrağının altında bulundum. O zamanlar "Allah'ım, inşallah bir gün Millî Takım'da oynamayı nasip edersin" diye dua ederdim. Norveç'le oynadığımız maçtan iki gün önce ilk antrenmanımıza çıktığımda ay-yıldızlı formayı giydim. Gerçekten de inanılmaz bir duygu. 

Böyle bir daveti bekliyor muydun?
 

Doğrusunu söylemek gerekirse bundan önceki Almanya maçının kadrosuna davet edilmeyi bekliyordum ama sanırım bazı aksilikler yaşandı. Sonra internet sitesinden 6 Şubat'ta maç olduğunu öğrendiğimde, "İnşallah o maçın kadrosunda olurum" diye dua ettim. Kadro açıklandığında ismimi orada görmek çok güzeldi.

 

Gelecekle ilgili nasıl planlar kuruyorsun? 

Hedefim önce Yusuf Erdoğan ismini Türkiye'ye duyurmak. Hem Trabzonspor'a hem de Türk futboluna faydalı olmak istiyorum. Sadece saha içinde değil, saha dışında da konuşulan bir isim olmak istiyorum.

Saha dışında konuşulmaktan maksadın ne? 

Tevazuuyla, karakteriyle, hayatıyla örnek bir insan olmak istiyorum. Kavgasıyla, gürültüsüyle, magazin hayatıyla değil, beyefendiliğiyle anılan bir oyuncu olmayı arzuluyorum.

YORUMLAR
Fidan
Şener
Aferim sana çocuk.Karakter olarak umarım hiç değişmezsin.Futbolunu geliştir.Bunun için gereksinmen olan tek şey çalışmak,çalışmak,çalışmak ve disiplin.Şımarma ve alçak gönüllülüğünü hep koru.Seni Trabzonsporda görmek istediğimizi de sakın unutma.Bu arada;sakın olaki İstanbul takımlarının cazibesine kapılma.Oralara gidip yok olan, çok ama çok ,yetenekler gördük.Başarı ve sağlık dileklerimle.
01 Mart 2013 Cuma 14:34
Şahıslar Trabzonspordan büyük yapılırsa
ö.Trabzonlu
Burada anlatılandan Özkan Sümer 'in futbolcu seçiminde,yerlinin yerlisi olsun prensibiyle hareket ederek kabiliyeti olmayan gençlerden alyapıya oyuncu seçtiğive bu nedenle yıllardır altyapının Trabzonspor'a katkısı olmadığı anlaşılmaktadır.
01 Mart 2013 Cuma 14:02
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
  • Ezan sesine dava açıldı!
  • Dünyanın en ilginç minaresi
  • Köşk, çantada keklik değil!
  • Savaştan kaçan 13 yaşındaki kıza tecavüz
  • Ateş Olmayan Yerden
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Karadenizin Sesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 (462) 321 41 11 / Faks : 0 (462) 321 37 70 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA