Genelleme yapıp konuşmak kimilerine kolay geldiği için desteksiz atar-tutarlar siyasette…  Küçük bir kasabada oturur, oradan Ankara’nın siyaset nabzını tutar böyleleri…   Bakarsınız her parti üzerine görüş belirtir, genel başkanların demeçleri üzerinden eleştiriler yapar kafasına göre… Olayın temeline inmeyi, detaylarını araştırmayı bilmediğinden;  sığ/sathi kendi görüşlerini çevresindekilere bıkmadan/usanmadan anlatır, kabul görsün diye…

Böyleleri siyasetin küçük bezirgânları/figüranları rolünü oynarlar yaşamları boyunca… “ spor kulübü taraftarlığı” böylelerinin “parti fanatikliği”nin yanında solda sıfır kalır.  Genel başkan bir şeyler mi söyledi, “parti fanatiği” hemen araştırmadan, okumadan  “borazan” haline gelen, partiyi tutan tv’nin  görüşlerini başlar esip-savurmaya…

“Körü-körüne siyaset” işte buna denir.  Herkesin, her siyasetçinin her yerde ve her zaman doğru olduğu, yanlış-hata yapmadığı nerede görülmüş?  Bizim ki,  yani parti fanatiği ya da “siyasi cahil”;  bir partili olarak tanınmış olmanın ona  -onca-  verdiği gururla;  hata/yanlış kabul etmez/kabullenmez düşüncesiyle bir ömür boyu olduğu yerde kımıldamadan durmayı kendince erdem! sayar. Onun “ak”ı, “kara”sı bir başkadır herkese göre…

Fi tarihinde seçilip Ankara’ya gitmiş bir siyasetçi memleket ziyaretine geldiğinde dinleyenlerden birinin olmayacak bir isteğini ısrarla, ama ısrarla yinelemesi üzerine sabrı taşıp kafası atan siyasetçi, sonunda;  “-Sen hala aynı yerde otluyorsun” benzeri bir tersleme yapmış o kişiye…

“Siyasetin karayeli”ne kapılmak işte böyle bir şey… Partili misiniz, hem de fanatik derecede?  O zaman size Allah acısın, derim.  Sevabını göklere çıkarıp, hatasını kedi örneği kuma gömdüğünüz partinizin vekili sizin küçücük bir isteğinizi yerine getirmede ihmalkâr davranıyor, ya da isteğinizi karşılamıyorsa, partiniz “parti” olarak kalır gönlünüzde… Atamazsınız… Çünkü siyaseten o patent size verilmiş bir kere…  Ama  oy verdiğiniz vekil için de karalar bağlarsınız içinizde.  Bunu dışarı vurmayı yediremezsiniz particiliğinize… İçinizdeki “siyaset kavgası”nı dışa vuramazsınız. Vurursanız herkesin sizinle dalga geçeceğini sanırsınız.

Siyasetin “kör dövüşü” böyle başlar…  Önce kırgınlıklar, ardından kırgınlar buluşması… Sonra  parti içi somurtmalar, homurtular…  Ve parti içi hizip… Bölünme…  DP içinde doğruyu savunan/söyleyen  “Yaylacılar Grubu” böyle oluşmuştu.

                                                                  X    x    x

Tarihimize 10 yıllık iktidarı ile damga vuran DP başlangıçta bir “demokrasi seli” umudu getirmişti siyaset dünyamıza… Umutlar yeşermiş, ülkeye demokrasi geldi diye herkes bayram yapmıştı. 14 Mayıs 1950 seçimi bu açıdan tarihi bir önem taşır. Taşır ama nedense “Demokrasi Bayramı” olarak ilan edilmez, kabullenilmez bu tarih… Nedeni basit:  O tarihte DP iktidar oldu. İyi ya,”Tek Partili Dönem” bitti, “Çok Partili Dönem” başladı, diye düşünülmez, maalesef.

Bu da bizim siyaset anlayışımızın çürümüş/kokuşmuş bir yanı: Parti yönetimlerini kabullenememek… Oysa 14 Mayıs 1950 tarihi seçmen yurttaşın yarattığı bir “demokrasi zaferi”…

                                                                   X   x   x

Şimdi önümüzde tarihi bir seçim var. 1 Kasım 2015 de;  en az 14 Mayıs 1950 tarihi gibi olabilecek mi? Yani, demokrasimizin gelişmesinde bir başka kaynak tarih olabilecek mi? Buna “siyasetin karayeli”ne kapılmayan sağduyulu seçmenler karar verecek.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com