Son yaşanan “15/16 Temmuz Darbe Girişimi”nin analizi yapıldığında ortaya çıkan acı gerçeğin “askerin askere darbesi” olduğu kanısına varabiliriz. Aslında darbe girişiminin başlangıcında yaşanan “deşifre olma olayı” ile erkene çekilen menfur başkaldırının sonradan, bir anlamda “ordu içi” hesaplaşma anlamı kazandığını da söyleyebiliriz.

Görünürde FETÖ’cü diye adlandırılan bir grup üst düzey askerin nicedir hazırlık yaptığı ve darbe girişiminin “erkene alınması”yla -Allah’ın bir hikmeti- güzel ülkemiz/insanımız büyük bir badireden/beladan kurtulduğu da ayrı bir gerçek...
 

Ağustos yapılacak YAŞ toplantısında FETÖ’cü bir kısım üst düzey askerin zorunlu emekliliğe sevk edileceğini öğrenen darbeci grup bunu önlemenin peşine düştü.

Zaten bir darbe planlaması içinde olduğu anlaşılan bu grup; durumu fiiliyata geçirmenin zamanıdır deyip düğmeye basınca olanlar-oldu. TC Devletine/hükümetine, dahası Türk milletine karşı FETÖ’cü bir darbe girişimi... Ama Atatürkçü Türk Ordusu’nun tümünün paylaşmadığı/katılmadığı bir başkaldırı... Gözü dönmüş... Kanlı... ABD’den FETÖ direktifli bir başkaldırı/darbe girişimi... Türk Emniyet Teşkilatı’nın bu iğrenç girişimi bastırmada çok büyük rol oynaması elbette şükranla karşılanacak tutumdur, her türlü alkışa değerdir.

Öte yandan Türk Ordu’sunda maceraperestliğe heveslenmeyen yurtsever askerlerimizin de bu menfur darbe girişiminde devletin/hükümetin yanında yer alması onun asaletinin göstergesi oldu bu konuda...

Darbe -Allah göstermesin- başarılı olsa ne olurdu? Hemen belirtelim: Türkiye bir kaos dönemine girerdi. Ortadoğu büyük facialara, insanlık dramlarına sahne olurdu. Türkiye bu durumdan nasıl çıkardı? Onu da Allah bilirdi. Ama, tam da Batılı dostlarımızın (!) istediği/ arzuladığı manzara oluşurdu.

Hani, Türkiye’nin Ortadoğu’da söz sahibi olmasını, kalkınmasını istemeyenler, BOP’cular var ya; böyle bir durumda timsah gözyaşı dökme yarışı yaparlardı aralarında... Sonra da ham hayal olarak kursaklarında sakladıkları Sevr paçavrasını masaya yatırıp paylaşım hesaplarının peşine düşerlerdi. Yüz yıl önce bu toprakları paylaşmak, Türk’ü kendi toprağında parya görmek isteyenler onlar değil miydi?

Şimdi ötedeki-berideki kirli çamaşırların temizlik günlerini yaşıyoruz. Toplumsal bir temizlik/arınma günleri... Ulusal heyecan ve birliktelikle sergilenecek sağduyunun rehberliğinde atılacak her adımın, her hamlenin sorumluluğunu daha çok duyarak yaşama günlerindeyiz. Eğer, 15/16 Temmuz gecesi olaylarından ülkemiz ve insanımız adına toplumsal anlamda bir ders çıkaramazsak, - ki Allah göstermesin- o zaman daha çok sıkıntıları/üzüntüleri yaşamayı hak ediyoruz, demektir.

............
DÜZELTİ:
22 Temmuz 2016 günü bu köşedeki “Temizlik şart, ama önce akıl ve sağduyu...” başlıklı yazımın son paragrafındaki (meczupların) sözcüğünün (mensupları) olması gerektiği konusunda Kastamonu Üniversitesi Öğretim Görevlisi değerli dostum Mustafa Eski uyardılar. Sevgili Hocama teşekkürlerimi bildiriyor, özür dileyerek düzeltiyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com