Osmanlı döneminde payitaht/başkent İstanbulda darülfünun/üniversite vardı. Koca bir devletten bu güne bize kalan topraklarda başka üniversite yoktu. Cumhuriyet’le birlikte önce Ankara’da, sonraları İzmir, Bursa, Adana, Gaziantep, Diyarbakır ve diğer illerimizde devlet eliyle resmi üniversiteler açıldı. Trabzon’da Karadeniz Üniversitesi’nin kuruluş yasası DP döneminde çıktı, açılışı ise 1960’lı yıllarda oldu.


Bu gün, ülkemizin her ilinde resmi yanında bir ya da birkaç özel üniversitesi olan illerimiz var. Nereye üniversite kurulmuş ise oraya sadece eğitim alanında değil; sosyal, kültürel, ticaret, sanat, spor vd. alanlarda da hareketlilik geldiğini-her halde- inkar eden yoktur aramızda.


Ünivesite yaşam demek her zaman…

Bu gerçek; özellikle devamlı iç göçmenlik olayı yaşanan Karadeniz Bölgesi’nde daha bir önem ve boyutlanarak geldi günümüze. Hırçın Karadeniz ile sarp Doğu Karadeniz dağları arasındaki dar alanda sıkışıp kalan, avuç içi kadar alanlarda ürünler elde etmeye çalışan insanların yaşama tutunma tutkuları başka hiçbir yerde/bölgede görülmez … Böylesine yaşamsal zorlukları göğüsleyen Karadeniz insanını devamlı gurbetçi yapan da bu acı gerçektir kuşkusuz.

Çok dar alanda en çok ürün, hırçın denizden en sevdiği balığı avlama kavgası veren bu insanların en büyük -bir başka- tutkusu da okumak/öğrenmek, çocuklarını okutmak oldu bugüne değin. Buna örnek isterseniz verelim: Yıl: 1946… Trabzon’un Vakfıkebir ilçesi halkı, ortaokulu okusun diye çocuklarını Trabzon’a gönderiyor. Başarılı olamayanlar “tastikname/ okuyamaz” belgesi alıp geri dönüyor. Bu acı duruma çözüm arayan Vakfıkebirliler “Özel Ortaokul” açma kararı alıyorlar. Tüm masrafları, öğretmenlerin, müstahdemin, katibin aylıklarını, dersliklere sıraları, araç/gereçlerin masrafını halk karşılıyor, “Vakfıkebir Özel Ortaokulu” 1948 yılında açılıyor. Daha sonraları 1960’larda yaşanan aynı sorun nedeniyle “Vakfıkebir Özel Lisesi” de örnek anlayışla gerçekleştiriliyor. Dikkatinizi çekmek isterim; böylesine örnek “özel eğitim girişimi” o yıllarda bu kıyılarda başka hiç bir yerleşim yerinde yaşanmadı/ gerçekleştirilemedi.


Şimdilerde Trabzon’un çoğu ilçesinde KTÜ’nün meslek yüksek okulları var. Bu yüksek okulların o ilçelere renk, heyecan/canlılık getirdiğini kimse inkar edemez. Ticari hayata hareketlilik, sosyal yaşama renk ve canlılık getiren ilçelerdeki bu meslek yüksek okulları başlangıçta “ilçede açılsın da nasıl açılırsa açılsın. Gerisi kolay…” anlayışıyla düşünüldüğü için şimdilerde yerleşke açısından sorunlar yaşanıyor çoğunda.


Geçen ay ilçenin yetiştirdiği değerli akademisyen Doç. Dr. Hakan Alp’in çağrısı/ daveti üzerine KTÜ Vakfıkebir Meslek Yüksek Okulu öğrencileriyle birlikteydim. Gazetecilik deneyimlerimi, mizahın ne olup olmadığını ve karikatürü anlattım gençlere. Sıcak/samimi ve ilgi ile izlenen bir buluşma oldu. Dün de Erbakan Malkoç, yaşamsal deneyimlerini Vakfıkebir Belediyesi Sabri Bahadır Kültür sanat Salonu’nda öğrencilerle paylaştı. İlginç, çok ilginç bir yaşam öyküsüydü anlattıkları. Yaşama tamirci çırağı olarak atılan, önündeki mesafeleri hiç yılmadan/usanmadan aşıp, bugün dünya düzeyine hitap eden bir şirketin sahibi olan Erbakan Malkoç’dan örnek alınacak birkaç cümle aktarmak isterim sizlere: “Mazeret insanın kendisine söylediği en büyük yalandır.” “Hayal kurmayan insan yok demektir.” “Önyargı, insanın hayattaki ilk mahcubiyetidir.” “Farkı, fark yaratanlar yaratır.” “İnsan kendine yardım etmezse kimse ona yardım etmez.”


Yüksek Okullar; kültürel, sanatsal etkinlikleriyle de kurulu oldukları ilçelere “yaşam suyu” veriyorlar. Elbette daha çok başarılara imza atma idealleri var bu kültür yuvalarının… Ama, öncelikle yerleşke alanlarının yetersizliği görünürdeki en büyük engel... KTÜ Vakfıkebir Meslek Yüksek Okulu da yerleşke yetersizliğini/ sıkıntısını yaşıyor gördüğüm kadarıyla. İlçeye bu yıl çağdaş anlamda yeterli kapasitede öğrenci yurdu yapılıyor. Ancak, “Meslek Yüksek Okulu’nun yerleşke sorunu”nu Okul Müdürlüğü ile İlçenin eğitim aşığı halk liderlerinin birlikte çözmesi gerekiyor. Vakfıkebirliler tarihi ilçelerinin gelişmesini, kalkınmasını, güzelleşmesini istiyor/özlüyor, biliyorum. Ancak yerleşke sorununun üzerine “Kaymakam-Belediye- Müftülük üçlüsü” olarak el-ele, gönülgönüle gidildiğinde 1940 ve 1960’lardaki örnek başarılara imza atılacağına yürekten inanıyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
www.karadenizinsesi.com.tr