Gazete koleksiyonlarının “günün tarihi” olmaları açısından büyük önemleri var. Yıllar sonra bu koleksiyonları inceleyenler dün ile bugün arasında sağlıklı bir köprü kurma şansını gazetelerle yakalıyorlar.

Yakalıyorlar, ama bir şartla/koşulla: gazeteleri hazırlayanlar “ayna sadakati/ şaşmazlığı” ile gazetecilik yaptıkları takdirde...

Bilemiyorum, sizler de benim gibi kimi olayların gazetelerini alıp saklıyor musunuz? Örneğin, insanoğlunun Ay’a ilk kez ayak bastığını yazan gazeteleri... İstanbul’un 500. Fetih Yıldönümü, Atatürk’le ilgili olarak 10 Kasım gazeteleri…

Bir de 27 Mayıs 1960, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat gazeteleri...

Yakınlardan örnek vereyim, ünlü yazarımız Yaşar Kemal’in ya da Türk Sanat Musikisi’nin ölmez ismi Müzeyyen Senar’ın vefatı haberini veren gazeteler. Böyle günlerde sadece bir değil, olayı yazan gazetelerin tümünü alıp arşivime koyuyorum.

Düşünün böylesi bir zenginliği...

Hangi yıl, ne gibi önemli bir olay olmuş ise, gazeteleri elinizin altında. Kitaplığınız böyle bir koleksiyonla zenginlik kazanmış oluyor. Her bakımdan güven kaynağınız bir arşiv...

27 Mayıs’la başlayıp arkası gelen askeri müdahaleler sonrası gazeteler; başlayan yeni dönemi övücü başlıklarla karşılamışlar. Bu doğaldır-değildir ayrı bir tartışma konusu... Ama yıllar sonra ayni konuda değerlendirme yaparken “hafızayı beşer nisyan ile malüldür”e somut örnek olacak şekilde en acımasız eleştirileri yapmak hangi demokrat kimlikle bağdaşıyor acaba?

Bu da bizim, “kimlik” anlamda tutarsızlığımızmi dersiniz?

*** 

1950, 1954, 1957, 1963 ve sonrası milletvekili seçimleri gazete koleksiyonlarına bakıyorum da demokrasi adına “bir arpa boyu” gelişme kaydedememiş olmanın ezikliğini duyuyorum.

Seçim sistemi deneye-deneye bugüne gelmişiz. Hala oturmuş bir sistem yok ortada. Her iktidara gelen parti, rende gibi seçim sistemini kendine yontar yöntemle götürmeyi yeğlemiş... “ Ben böyle geldim” anlayışını sığınak yapan iktidarlar sistemin yanlışlarını göre-göre kendilerini de inkar edercesine ilerleme sevdasını sürdürmüşler körükörüne...

O zaman al sana sosyal bunalımlar, huzursuzluklar.

Ülke siyasetine yön verenlerin sorumluluk duyup herkese/topluma “örnek kimlik” olma gibi bir durumları varken aklına/ağzına geleni söylemesi ise acı bir siyasi çirkinlik. Hangi demokraside

Böyle bir manzara var?

***

7 Haziran’da yapılacak seçimin sancılarını yaşıyoruz.

Siyasetçi kazanmak için her yoldan ilerlemek istiyor. Sanki seçmen yurttaş hiç bir şey bilmiyormuş gibi en yüksek sesle hoparlörlerle kafa şişirip “oy avcılığı”na çıkılıyor. Bunlar demode olmuş uygulamalar ve de siyasilerin demokrasiyi ilkel algılama düzeyi olarak sırıtıyor, maalesef.

Seçmen yurttaş ülkenin sorunlarını konusunda ne denli bilgili ve de duyarlı?

Bu bilgi ve duyarlılığın ölçüsü 7 Haziran seçimi olacak...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com