Dün “Babalar Günü” idi. Babam rahmetlinin arkadaş ilişkileri kurarken hiç unutmadığım bir öğüdünü çengelli iğne ile usuma/aklıma takmışım öyle duruyor. Çok da işime yarıyor yeri geldiğinde…


Gençlik çağımda, bir akşam yemek yiyeceğiz, toplanmışız masanın etrafına ama babam gelecek ki başlayalım. Abdest alıp geldi, oturdu. Tam yemeğe başlayacağız, kinaye dolu –biraz da yüksek- bir sesle bana hitaben:

- Oğlum, cahille cahil olma!..” diyerek sitem edip yemeğe başladı. Sitemini arkasını getirmedi. Umarım. “Ben zaten rahatsız oldum, bari yemeğini ağız tadıyla yesin. Ondan sonra dikkatini çekerim” diye düşünmüştür diye yorumluyorum şimdi. Neyse yemeğimizi sessizce yedik, kalkacağız, işte o zaman rahmetli babacığım, deminki sesini daha da alçaltarak, bir öğüt/nasihat havasında:

- Oğlum cahille cahil olma!...” benim için bir hazine olan cümlesini iki kez söyleyip yemek masasından kalktı. Masadaki annem ve kız kardeşlerim kafalarındaki “Ne var, ne oldu?” sorusuyla bana bakakaldılar bir süre. Yemek sonrasında kendimi bir muhasebeye çektim. Gün içinde kimlerle oturup/kalkmışım… Ya da birileri ile tartışmış mıyım, diye. Bir sonuca varamadım. Ama babacığımın sofradaki –Benim için bir yaşam rotası olan- o dört sözcüklü cümlesi belleğimde hep takılı kaldı bir küpe gibi…

***

Dün “Babalar Günü…” idi. Tam da bu anlamlı günde arkadaş seçimimde “Baba öğüdü/nasihati”ni unutmuş olmanın sıkıntısını yaşadım. Malûm, günün konusu seçim sonrası oluşan manzara… Çokça yaşıyor ve görüyoruz, bir sohbet ortamına kıyısından/köşesinden katılanlar oluyor ve konuyu sahipleniyorlar akıllarınca. Böyleleri belli kişiler arasındaki güzel sohbet ortamına “baştankara” dalanlar. Dün de böyle oldu.


Konuşulan konu üzerindeki sözler bitmişken bir kişi “baştankara” yaptı ve ortaya bir soru attı. Yanıtını da bana bakıp benden bekleyince -konuşulup bitmiş konu oldğu için- “Anlamam o işten…” diye yanıt verdim. Bizimki (baştankara kişi) “yandan çarklı bilgi küpü” ile tepkisini hemen “-Sen benim sorumu cevapsız bırakamazsın!..” demesin mi? Hani, deler ya, “Al başına iş” diye. Tıpkı onun gibi…


Neyse kısa bir tartışma… Sonrasında rahmetli babamın öğüdünü/nasihatini unutmanın yaşattığı bir üzüntü… Keşke babalar hep var olsalar da öğüt verseler…

***

Dün “Babalar Günü idi.” Evlatlar babalarına olan sevgilerini bir yöntemle gösterdiler. Hediyeler aldılar. Uzaktakiler telefonla sevgilerini yinelediler. “İyi ki varsın…” dileklerini sundular. Bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum. “Babalar Günü”nde sadece evlatlar mı iyi dilek ve temennilerinde bulunmalı babalarına? Hayır… Hayır, sadece evlatlar değil, babalar da birbirlerine en iyi dileklerini sunmalı.


Dün gazete almak için tam evden çıkacağım sırada Adana’da Kurtuluş Savaşı öncesinden bugüne yayımlanan “Yeni Adana” gazetesinde yazan Zekai Buluç’tan Bey’den telefon aldım. Bu ikinci telefon buluşmamız sayın Buluç’la… O da, ben de “Yeni Adana”da köşe yazısı yazıyoruz. “Köşedaş”ız yani… “Babalar Günü”mü kutluyordu değerli arkadaşım. Bir duygulandım ki, gözlerim buğulandı. Ben de telefonla ulaştığım arkadaşlarımın “Babalar Günü”nü kutladım. Mutlandım. Sevgiye o denli susamış bir toplum olduk ki…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.