Bu hafta parça parça ve birbirinden bağımsız görünen birçok olay yaşandı. Tüm bunları alt alta sıraladığımızda karşımıza çıkan resmi çizmeye çalışacağım. Öncelikle şu tespiti yapmak isterim. Türkiye’de politikacıların ve bürokratların temel bir özelliği vardır: Kendilerinin durumu, pozisyonu iyi ise Türkiye’de her şey iyi gidiyordur; kendileri pozisyon kaybetmişlerse Türkiye artık uçurumun kenarındadır. Gemi batmak üzeredir. Ak Parti hafta içinde güvertede bir hareketlilik hissetti.Seçimler yaklaştıkça siyaset gerçeklerdenuzaklaşıyor. Herkes kendi derdine düşüyor. Zaten kaybettiğini anlamış bir yığın siyasetçi ucuz kahramanlıklar peşine düşüyor. Millet de bunu yiyor! Millet Devlet Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı takip ediyor. Onun gözüne bakıyor. Geminin kaptanı olarak onu görüyor. Cebindeki paranın ve önündeki işin onun davranışlarıyla şekillendiğini biliyor. Millet ülkenin genel gidişatına bakıyor. Bireysel çıkışları ve dürüstlük şovlarını umursamıyor. Bu dürüstlük şovlarını gördükçe rahmetli Ecevit’in Kartal marka eski bir otomobile bindiği günleri hatırlıyor. Millet bu şovdan sonra ekmek yediği altındaki kamyonlarını, minibüslerini, otobüslerini kaybetti. Bizim aydın dediğimiz koca koca adamlar TBMM’de parmak hesabı yaparken, millet büyük resme bakıyor. 

Devlet Başkanı Erdoğan Afrika turunda… Başbakan Davutoğlu Avrupa turunda. Herkes işini yapıyor. Somali’de bomba patlatarak Türkiye’ye bizden izinsiz girmenin bedeli var demeye çalışanlar oldu. Erdoğan aldırmadı bile. Tam tersine Türklerin bu topraklardaki insanların gönüllerindeki yerini hatırlattı. ABD ve İngiltere’nin paralel yapı üzerinden buralarda hâkimiyet kurma çabasına da büyük darbe vurdu. Erdoğan, üst aklın Müslümanlar üzerinde oynadığı oyunu bozabilmenin ve medeniyetler çatışmasını önleyebilmenin en kesin çaresinin Avrupa’nın Müslümanları kabullenmesi olduğunu ilan etti. Türkiye’nin AB üyeliğinin ekonomik olmaktan çok siyasi bir medeniyetler ittifakı projesi olduğunu ifade etti. Yine bu hafta, paradan para kazanan sermayedarlar Türkiye’deki dostlarını da yanına alarak üç kuruşluk reel faiz için ortalığı ayağa kaldırdılar. Okyanusun azgın dalgalarıarasında, delik deşik, kırık dökük bir gemi düşünün: Bir tarafta Erdoğan liderliğinde bir iktidar var. Arkasında %50 düzeyinde bir halk desteği. Bürokraside, iş dünyasında ve medyada üç beş destekçileri… 

İçlerinden bazıları can yeleklerini giymiş ve güverteye çıkmış. Atlamaya hazır bekliyorlar. Biraz dalgalanma görseler kendilerini ABDİngiltere ve İsrail şeytan üçgeninin sevgi
dolu (!) sandallarına bırakacaklar. Böyle bir fırtınada daha önce hiç yolculuk yapmamışlar. Son iki yüz yıldır böyle fırtınalarda çok gemimiz battı. Bunu bildikleri için korkuları yüzlerinden okunuyor. Ancak gemi batınca en büyük zararı kürekçiler çekecek olduğu için millet hiç istifini bile bozmuyor. Dalgalar deliklerden milletin yüzüne yakıcı tuzlu suları savurdukça millet daha fazla bir hışım ve iştiyakla küreklere asılıyor. Çünkü bu gemiyi batırmadan güvenli bir limana kavuşturmaktan başka çareleri yok. Daha önce kendilerine inanan ve gerektiğinde yanlarına inip onlarla birlikte kürek çeken bir kaptanları olmamıştı. Bu fırsatı kaçıramazlardı. Diğer tarafta Osmanlı gibi koca bir gemiyi sulara gömmüş devasa güçler var. Amerika, İngiltere, İsrail, Almanya başta olmak üzere dünyanın süper güçleri... 

Her biri öldürücü devasa bir dalga olup güverteye saldırıyor. Sermayedarlar Türkiye gemisine bugünlerde korsan muamelesi yapıyor. Müslümanlara korsan muamelesi yapıyor. Kaptan bir avuç arkadaşıyla birlikte canavar dalgalarla boğuşuyor. Bir dalganın şiddetli çarpmasını önlemek için ani bir manevrayla başka bir dev dalgaya sığınıyor. Uçsuz bucaksız okyanusta dev dalgalarla adeta dans ediyor. Millet küreklere sarılmış hiçbir hesap yapmaksızın bütün gücüyle çekiyor. Yürekli bürokratlar, korkudan afallamış, can yeleklerini giymiş bazı siyasilerin anlamsız bakışları altında yelken direklerinde dümene yardımcı oluyorlar. Bazı işadamları buldukları kovalarla suları boşaltmaya çalışıyor. Bazı medya mensupları afallamış siyasetçileri atlamaya ikna etmeye çalışırken, bazı medya mensupları ise çalışan tayfalara heyecan vermek için naralar atıyorlar. Muhalefet gemileri uzaktan ışık çakarak güvertedekilere selam yolluyor. Atlamak isteyenlere sandallar gönderiyorlar. Bu azgın dalgaların arasında bu sandallara kim güvenebilir ki?

Dev dalgaların en devinin tam tepesine kurulup kendisine köpükten taht yapmış Gülen Efendi ise 2002 yılının Nisan ayından bu yana etrafına şu cümleyi sayıklıyor: “AK Parti gemisi limana ulaşmaz.” Tayfaların kaptana olan sevgisine ve bağlılığına bakılırsa, Ak Parti gemisi limana ulaşabilir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.