Büyük insan yetiştirme konusunda dünyanın tartışmasız en mümbit coğrafyası olan ülkemizin, 19.ve 20.yüzyıllarda yetiştirmiş olduğu en büyük değerlerden birisi şüphesiz merhum Mehmet Akif Ersoy’dur.

Esas mesleği Veteriner hekimliğidir. Şair, yazar, gazeteci, vaiz ve milletvekilidir. Esasen Kosova Türkü olan bir aileye mensup olup, 1873 yılında İstanbul’da doğmuş,1936 da Aralık ayının 27.günü yine İstanbul’da Hakk’a yürümüştür.

63 senelik hayatı müddetince oldukça çileli mücadeleler vermiş, tabir yerindeyse bir sahabe hayatı yaşamıştır. Oldukça dürüst, mert, vefakâr, merhametli, kanaatkâr ve çok sofu bir Müslüman’dır.

Büyük bir şair olduğu ve zamanın en önemli gazetelerinde başyazarlık yaptığı halde, hatta 1.Meclis’te milletvekili olduğu halde, hayatı fakirlik içinde geçmiştir. Elinde olanı daima daha muhtaçlara dağıtmıştır.

Ankara’da İstiklal Marşı’nı yazdığı mekân olan Tacettin Dergahı’ndan Meclis’e gidip geldiği zaman onu soğuktan koruyacak bir paltosu dahi yoktur ve arkadaşının paltosunu ödünç giymektedir.

Milli mücadeleyi idare eden 1.Meclis, henüz bir milli marşımız olmadığından ve lüzumuna binaen milli marş olması için şiir yarışması tertip etmiş ve birinciye de 500 Lira gibi o zaman çok büyük kıymet ifade eden bir miktarı mükâfat olarak koymuştur.

Akif, sırf işin içinde para var diye bu yarışmaya iştirak etmemiş, yarışmaya iştirak edenlerin şiirleri de milli marş olmaya layık bulunmamıştır. Çaresiz yine Akif’e gelip milli marş yazması için ricada bulunulmuş, Akif ise o anda oldukça fukara bir hayat yaşamasına rağmen para karşılığı tek satır bile yazmayacağını beyan etmiştir. Vaat edilen mükâfatın o zamanki Kızılay bünyesindeki bir birime bağışlanması kaydıyla nihayet Akif’i razı ederler ve İstiklal Marşımız’ı yazar.

Cumhuriyetten sonra yeni rejimin siyasi tercihleri ve dünya görüşü sebebiyle politik bir ayrışma olmuş, birtakım başka sebepler de işin üzerine eklenince çok sevdiği yurdundan istemeye istemeye ayrılıp Mısır’a gitmiştir.

Orada oldukça itibar görmesine rağmen aklı hep Türkiye’de olmuştur.

Ölümüne sebep olan hastalığı başlayınca, zamanın idarecilerinden bir nevi izin isteyerek İstanbul’a dönmüş ve 27 Aralık 1936 tarihinde Rahmet-i Rahman’a kavuşmuştur.

İstiklal Madalyası’na sahip olmasına rağmen hazindir ki; cenazesine devlet erkânından hiç kimse

iştirak etmemiş, cenazesini üniversite talebeleri kaldırmışlardır.

Daha sonra bu talebelerin önde gelenleri karakollarda istintaka çekilmiş, adam akıllı azarlanmışlardır. ‘Benim değil artık Milletin malıdır’ dediği İstiklal Marşı başta olmak üzere birbirinden kıymetli şiirler yazmış ve bu şiirler Safahat’ında toplanıp neşrolunmuştur. Kelam sanatında kesinlikle bir şahika olup, devrinin en büyüğüdür.

O ki; “Eşin var, aşiyanın var, baharın var ki beklerdin-Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin?” ya da; “Gel ey Leyla, gel ey candan yakın canan uzaklaşma- Senin derdinle canlardan geçen Mecnun’la uğraşma” mısralarını yürekten kelama dökebilen kalemdir.

İçinde bulunduğumuz günler, onun ebediyete intikali günlerinden olması hasebiyle aziz hatırasına acizane bir saygının tezahürü olarak kendisini yad ettik.

Allah mekânını Cennet eylesin. Âmin.

Selam ve saygı ile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.