14 Mayıs 1950 Pazar... O sabah seçim için sandık başına koşanlar birer “demokrasi sevdalısı” olarak görev yapmanın sorumluluğunu duyuyordu. “Çok partili dönem”in başladığı kabul edilen ve bu amaçla 1946’da yapıla milletvekili seçiminde bir geçiş yapmanın sıkıntıları yaşandığı, seçimde hile yapıldığı iddiaları dört yıl boyunca muhalif cephe DP ve MP hatiplerinin dilinden düşmedi. Ta ki, 14 Mayıs 1950’ye değin...
 

14 Mayıs 1950 seçimi öncesinde de özellikle DP’li hatiplerin temelini attığı “kişilik karalama” yarışı kötü bir gelenek olarak günümüze değin kökleşecek geldi. Ünlü-ünsüz siyaset sahnesine soyunan herkesin geçmişine ilişkin kirli çamaşırlarını araştırıp bulmak ve teşhir etmek hüner oldu şimdilerde... Demokrasimiz bu anlamda çok kötü bir dönem yaşıyor. Birer demokrasi yuvası olmak durumundaki parti merkezlerinin öteden beri sadece partililere açık oluşu; üst düzey parti yöneticilerinin, milletvekillerinin, muhalif saflardaki yurttaşlardan soyutlanıp kendi parti merkezlerini durak görüp, buralara uğramaları ayrı bir yarası demokrasimizin... Böyle olduğu için de siyasal anlamda bölünmeler yaşanıyor ne yazık ki... DP döneminde ve sonrasında -maalesef- bu üzücü manzara yaşandı... Şimdilerde de aynı yolda devam ediliyor.
 

Evet, birer demokrasi yuvası, birer demokrasi okulu olması gereken parti merkezleri... Ve içinde demokrasi aşığı insanlar/partililer... Sonuçta “demokrat Türkiye...” Ama, böyle bir sınavda “koltuk sevdalanmaları”na yenik düşen siyasetçi... Ve oluşan siyasal, sosyal, eğitsel vb. toplumsal sorunlar.
 

“Ağacın kurdu kendinden olur” örneği Türkiye bu sıkıntılı dönemi aşma konusunda iç dinamikleri arasında, özellikle de siyaset arenasında barış ortamını getirmeli/yaşamalı... Bu erdem dolu havayı solumalı... Bu olumsuz manzaranın giderilmesinin ivediliğini anlamak/görmek durumundayız artık... Siyasette yakılacak “barış çubuğu”nun güzel ülkemi atağa kaldıracağını bilmemiz/anlamamız gerekiyor. Hem de hemen/acilen... Bunun için de; baş koşulun parti yöneticilerinin “koltuk sevdalanması hastalığı”ndan kurtulmaları, böyle bir düşünceyi kafalarından atmaları gerekiyor. Bu bir zorunlu koşuldur/şarttır, ayrıca...
 

Demokrasi adına atılmak istenen ileri adımlar hep mayıs aylarında yaşandı... İktidardaki AKP’nin bu ay içinde vereceği “demokrasi sınavı”nın ülkemizde bir örnek başlangıç olmasını diliyoruz. Demokrasilerin “tekil seslilik” değil; çoğunluğun uyumuyla oluşan koronun çıkardığı seslerin ahengiyle kazandığı güzelliği görmek/yaşamak hepimizin hakkı olduğunu unutamayız. Böyle bir sağduyu sahibi demokrat kişiliklerin AKP içinde de bulunduğuna inananlardanım.

MHP de durulmalı... MHP kendi içinde demokrasi sınavı veriyor. Diliyorum, bu son durumdan ayrışarak değil, bütünleşme sınavını başarılı şekilde verip çıkarlar. Demokratik anlamdaki Türk milliyetçiliğin, zaafa uğramasının güzel ülkemin aleyhine olacağını ve ülkemi bölmek isteyenlerin iştahını kabartacağını herkes bilsin isterim. MHP’nin bir büyük bütünlük sınavını başarılı şekilde vermesini diliyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com