Geçtiğimiz günlerde çözüm sürecinde çok önemli ve tarihi bir adım atıldı. Hükümet ve HDP heyeti ortak bir açıklama yaparak PKK’ya silah bırakma çağrısı yaptı. Silahların tarihin karanlık dehlizlerine gömülebilmesi adına çok önemli bir eşik aşıldı. Her şeyden önce ortaya koyulan müşterek samimiyet sorunun çözümü için herkese umut aşıladı. Böyle tarihi bir günde, bir olumlu yaklaşım da ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu’ndan geldi.

Kılıçdaroğlu sıcağı sıcağına şu açıklamayı yaptı: “Silahlar bırakılırsa bundan memnun oluruz. Türkiye’de silahların gölgesinde barış olmaz. Silahların bırakılması, en büyük arzumuzdur. Eğer bu gerçekleşirse son derece mutlu oluruz. Diyorduk, ‘analar ağlamasın’ diye. Anaların ağlamayacağı bir ortamı yaratabilirsek mutlu oluruz. Biz, bu sorunun güvenlik önlemleriyle çözülemeyeceğini defalarca zaten dile getirmiştik. Demokrasi ve özgürlükle çözülebilir bu sorunlar. Umarım çözülmüş olur.

Diğer bir açıklama ise HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’tan geldi. Kılıçdaroğlu’nun değerlendirmesi müspet manada ne kadar şaşırtıcı ise Demirtaş’ın değerlendirmesi de menfi manada en az o kakar şaşırtıcıdır.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortaya koyduğu ılımlı ve sempatik tavırla herkesin bir şekilde beğenisini kazanan Demirtaş, böyle tarihi bir günde şöyle konuştu:

“Türkiye’nin özgürleşmesi ve barış için kritik bir aşamaya geçmiş durumdayız. Ama güvenlik paketi ne olacak göreceğiz. Benzer bir tıkanmayla karşılanmasını… istemiyoruz. Hükümetin yeni anayasa, demokratikleşme konusunda verdiği sözlerde ilerlemesi gerekiyor. Barıştan uzaklaşalım diye uğraşmıyoruz. Barışı çok istiyoruz. Bu hükümetin pratiğine bağlı. Hükümet yürüttüğü politikalarla, umut vermiyor, barışa zerrece yaklaşmıyor. Uyguladığı politikayla, sokağa koyduğu baskıyla umut vermiyor. Yapılan açıklama köşeye sıkışmış iktidarı kurtarmak olarak algılanırsa yanlış olur. İktidarı köşeye sıkıştıran her şeyden önce bizim mücadelemizdir.”

Görüldüğü üzere Selahattin Demirtaş, ortaya çıkan pozitif iklimi değerlendirebilme açısından Kılıçdaroğlu’nun bile gerisinde kaldı.

Son derece tepkisel ve sürecin yakalamış olduğu ruha aykırı bir yaklaşım sergiledi. Selahattin Demirtaş’ın bu tutumunu açıklayabilecek 3 ihtimal var:
Demirtaş, oluşan havayı iyi teneffüs edemeyecek kadar kötü bir siyasetçi.
Demirtaş, çözümün değil çözümsüzlüğün tarafı.
Demirtaş, kötü polisi oynuyor.

Demirtaş’ın oluşan havayı kötü teneffüs edecek kadar kötü bir siyasetçi olduğuna inanmıyorum. Bugüne kadar ki duruş ve oluşturduğu algı bu ihtimali çürütmeye fazlasıyla kâfi. Çözümün değil çözümsüzlüğün tarafı olma ihtimali ise öyle olmasını hiç arzulamasak da oldukça kuvvetli bir ihtimal.

Zira Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki profilinin aksine 6-7 Ekim olaylarında çözümsüzlükten yana nasıl keskin bir tavır takındığı hepimizin malumu. Ateşin yakılmasından harlanmasına kadar o sürecin her aşamasında bulundu Demirtaş.

Bugün yine benzeri bir tutum sergiliyor. 6-7 Ekim olaylarındaki yüzü ayniyle ortaya çıkıyor. Demirtaş’ın hangi yüzü gerçek anlamak çok güç. Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki yüzü mü, 6-7 Ekim olaylarındaki yüzü mü yoksa bugünkü yüzü mü?

Demirtaş’ın 6-7 Ekim’deki gibi bugün de özellikle kullandığı şiddet dili ve çözümsüzlükten yana tavrı; HDP’yi baraj altında bırakır. Bu realite, Demirtaş’ın kötü polisi oynadığı ihtimalini de canlı tutmaya yeter…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.