Seçim yaklaşırken art arda seçime dönük anketler yayınlanmaya başladı. Esasen 2007 yılından bu yana ortaya çıkan seçmen tercih tablosu ne olursa olsun belli bir tabana oturmuş ve sabit bir hal almıştır. 

Tablo şudur yüzde 50 bandında AK Parti, yüzde 25 bandında CHP, yüzde 15 bandında MHP ve yüzde 10 bandında HDP konuşlanmış durumdadır. Şimdi bu konuyu başka bir açıdan analiz etmeye çalışalım. 

2002 yılında yüzde 35 oy alıp iktidara gelen AK Parti, merkez sağın çökmesi ile Refah Partisi doğal tabanının yaklaşık iki misli oy alarak iktidara gelmişti. Görüntü olarak AK Parti’nin aldığı bu ilave oylar emanet oy gibi duruyordu. Seçmen büyük bir travma ve savrulma sonucu bu tabloyu ortaya çıkarmıştı. Başarısızlık durumunda oylar başka oluşumlara geçebilirdi. Ama öyle olmadı Türkiye hiç tahmin edilmeyen bir siyasi tecrübe yaşamaya başladı. İktidar ülke sorunlarını tek tek çözmeye başlamıştı. Ülke, içinden başka bir ülke çıkmışçasına gelişmeye, büyümeye başlamıştı. Baş döndürücü alt ve üst yapı yatırımları yapılıyor, toplumun her kesiminin problemleri ile ilgileniliyordu. Dünyanın en modern eğitim kurumları ve büyük hastaneleri ülkenin dört bir yanında hizmete alınıyordu. Merdiven altlarında hizmet veren adalet teşkilatı hemen her vilayette adalet saraylarına kavuşuyor, 20 bin km duble yolla bütün Anadolu birbirine bağlanıyordu. TOKİ vasıtasıyla 500 bin dar gelirli aile, kaloriferli, sıcak sulu dairelere yerleşiyordu. Bunun gibi saymaya yerimiz yetmeyecek hizmetlerle tanışıyordu Anadolu insanı. 

Sonucunda ise AK Parti’nin gelip dayandığı nokta yüzde 50 bandı. Bunu büyük başarı olarak değerlendirmek tabii ki doğrudur. Bir de bu başarının daimi bir hal alması düşünülürse başarılı bulanlar haksız sayılmaz. 

Ama diğer yüzde 50 ye baktığımızda başka bir durağanlık beni şaşırtıyor. Bilhassa CHP’nin yüzde 25 bandındaki daimiliği benim hep dikkatimi çekmiştir.1990’lı yıllarda merkez sağ ve merkez sol için yüzde 20’li oy oranları, ulaşılması çok zor kabul edilen oranlar olarak kabul görüyordu. Baykal’lı CHP ve Bahçeli’li MHP ise, barajın altını da test etmişlerdi. 

Peki, nasıl oluyor da, bu iki parti bu gün toplam yüzde 40’lık oyu bloke edebiliyor. Hiç bir gayreti olmayan, hiçbir vizyon sahibi olmayan Kemal Kılıçdaroğlu, bu yüzde 25’lik kitleyi kendine esir tutmayı başarabiliyor. Buradaki sır, yıllardır Türkiye’de yürütülen algı operasyonunda saklı. Bir tarafta iktidarda bıkmadan yorulmadan hizmet vermeye çalışan AK Parti’ye karşı bir merkezden ve mütemadiyen yürütülen bir kampanyaya şahit olmaktayız. 

Önce laiklik elden gidiyor vaveylasıyla ortalığı karıştırmaya, kitleleri tahrik etmeye çalıştılar. Cumhuriyet elden gidiyordu. Atatürk posterleri ile büyük Cumhuriyet mitinglerine sahne oldu ülkemiz. Orduyu dahi göreve çağırdılar. Her konuda medyalarını kullanarak, olanca güçleri ile ülkeyi germeye çalıştılar. Sonra Baykal operasyonu geldi. Kaset darbesiyle CHP’nin başına gelen Kılçdaroğlu’nun en belirgin özelliği alevi oluşu idi. Alevi oyları bu şekilde bloke edildi. Bugün Kılıçdaroğlu CHP’nin başında olmasa, Cemaat müttefikliği nedeniyle CHP’ye oy verecek bir tane alevi oy bulamazlardı. Bu oylar artık çantada keklik. Birde hayat standartlarına dokunulacak diye korkutulan batılı laiklerimiz de bunlara eklenince, karşımıza granit gibi sağlam yüzde 25 oy çıkmış oluyor. Şimdi CHP’nin iktidara gelmek için bir gayret göstermesine gerek kalıyormu? 

AK Parti ağzıyla kuş tutsa, Türkiye’yi beş misli daha büyütse bile CHP’nin yüzde 25’inde hiçbir erime göremeyeceğiz. Ülkemizde bugün bile estirilen, Erdoğan karşıtlığı ile vücut bulan gerginliğin esas ve gerçek sebebi budur. Aynı merkezden üretilen gerginlik politikaları ile iç politikamız bloke edilmiştir. Yine aynı merkezden Türk ve Kürt milliyetçiliği nefret üreterek beslenmektedir. MHP’ye ‘AK Parti Türkiye’yi bölüyor’ diyenler, HDP’ye de ‘AK Parti Kürdistan hayalinizi baltalıyor’ diye suflör yapıyor. Bugün Türkiye’yi olması gereken gerçek gündeminin dışarısına çıkarıp kafasını iç işlerinden kaldıramayıp, etrafında olan bitenle ilgilenme gücüne sahip olamasın diye görev edinen iç ve dış çevreler, bütün güçleri ile uğraş veriyorlar. Siyasi ve ekonomik kriz çıkartmak en büyük başarıları olacaktır. 

Boğaziçi baronları, Doğan Grubu, alt türevi medyaları, yeni müttefikleri şer cemaatiyle ve olanca güçleri ile ülkemizin huzurunu ve geleceğini seçime üç ay kalmışken sabote etme gayretindeler. Çözüm için yapılan gayretlerden çılgına dönmektedirler. Sağ tarafa dönüp,’eyvah anlaştılar ülke bölünüyor’ diyen aynı çevreler, sol tarafa dönüp Kürtlere; ‘sakın anlaşmayın PKK’yı lağvetmeyin, silahları bırakmayın. AK Parti sizi kandırıyor’ demektedirler. Hangi sözleri doğru? Bu hiç önemli değil. Önemli olan milletimizi kamplaştırmak, oyları mümkün olduğunca sabitlemek, AK Parti’nin alabileceği daha fazla oyları gerginlik yaratarak sınırlamak, en azından anayasayı değiştirme imkânını yeni Meclis’e sağlamamak. 

CHP neden proje üretmiyormuş? Neden proje üretsin ki? O zaman projeler gündeme gelecek. Projeler yarışacak. Bu konuda AK Parti ile yarışma şansının olmadığını herkesten daha iyi onlar biliyor. Bundan daha da önemlisi gerginlikler gündemden düşecek, projeler konuşulacak. Oturdukları yerden bir tutam laiklik, üç tutam Atatürkçülük, iki tutam yaşam standartlarımız dedik mi, oylar garanti. Güneydoğu’da mitinge bile gerek görmemişsin, sıfır çekmişsin ne gam. Her halükarda yüzde 25 cepte. 

Şimdi gelin de CHP’yi müspet ve reel politika yapmaya zorlayın. Mümkün değil. Onlar hallerinden memnun, biz yalandan yere tartışıp kendimizi yormayalım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.