Yaşamın güzelliklerini sizlerle paylaşma umuduyla uyanmak ve iyi şeyler yazmak isterdim bu ilk yazımda.

Ama ne çare!

Hemen her güne kan ve gözyaşıyla başlıyoruz.

Bayrağı bayrak, ya da toprağı vatan yapan “Kınalı kuzuların” kısa hayat hikâyelerini dinleyerek ya da okuyarak işimize gidiyoruz.

Bindiğim otobüste sabah sohbetlerinin manşeti terör.

Arka koltuktaki adam hükümeti eleştiriyor; “Bunları başımıza belâ ettiler” diyerek.

Önde oturan kadın, “Devlet ne yapsın? Öldürüyor, öldürüyor bitmiyor bu şerefsizler” sözleriyle tepki veriyor.

Bir başkası bela okuyarak buğz ediyor binlercemiz gibi, zira elden daha fazlası gelmiyor.

Gerçek şu ki; istesek de, istemesek de son zamanlarda gündemimiz hep FETÖ, PKK, DEAŞ, PYD, kısacası hep terör!

İstanbul’da İstiklâl caddesindeki kalabalık giderek azalıyor.

Metropollerde insanlar kaygılı.

Trabzon’da bile Uzunsokak’ta yürümekten tedirgin olmaya başladık.

Sinemaya, tiyatroya, vazgeçemediğimiz maçlara dahi gitmekten endişe duyuyoruz!

Çünkü neyin nerede patlayacağı, tercihini kalleşlik üzerine kuranların ne yapacağı belli değil.

Tam bu noktada vurgulamak gerekir ki; terör örgütleri zaten bunu amaçlıyor.

Her an bir saldırı olacakmış korkusuyla yaşamamızı ve toplumsal bir paranoya yaratmayı hedefliyor.

Teröre inat korkmayacağız.

Bu alçakları hüsrana uğratmak için önce onların yaratmak istediği korkuyu yenmeliyiz.

Asla umutsuz olmayacağız.

Çünkü umudunu yitirenin çok şey kaybettiğini biliyoruz.

Umutların yelkenlerine mutluluk rüzgârları dolacak ve o güzel günler de elbet gelecek.

Bir sabah, bombaların patlamadığı, şarapnel parçalarının insanlığın göğsüne saplanmadığı, anaların ağlamadığı, babaların “Vatan sağ olsun” demediği, al bayrağa sarılı tabutların musalla taşlarına konmadığı güne de uyanacağız.

Kahpeliğin, kalleşliğin kol gezmediği, umuda yüzen çocukların cansız bedenlerinin kıyıya vurmadığı, bebelerin enkazlar altında kalmadığı yeni bir güne, gözlerimizde ışık, dudaklarımızda tebessüm, sesimizde kahkahalar ile selam vereceğiz.

Güneşin içimizi ısıtarak ama yakmadan doğduğu, çiçeklerin daha keskin koktuğu, hazanın bahara dönüştüğü huzur dolu bir geleceğe sevdiklerimizle el ele yürüyeceğiz.

Hasret rüzgârlarının esmediği, özlem şarkılarının söylenmediği, ayrılıkların aklımıza gelmediği bir geleceğe…

Kısacası dostlar; bayram tadında günlere mutlaka uyanacağız.

Yeter ki birlik ve dirliğimize kast etmek isteyenlere fırsat vermeyelim, korkmayalım, umutsuz olmayalım.

Güzel günler tıpkı Mehmet Akif’in dediği gibi, belki yarın, belki yarından da yakın.

İKİ ÖRNEK KADIN
Yaşamın sosyal sorumluluk alanında kadınlar erkeklerden daha duyarlı.

İşte karanlık içinde ışık misali iki kadının öyküsü…

NİMET BAKİ
Bir doktor. Kendisini tanımam. Ama sosyal alanda her zaman karşımıza çıkan duyarlı bir tıbbiyeli… Dr. Baki, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde son yıllarda artan kanser vakaları nedeniyle Umut ve Yaşam Derneği adı altında bir çatı kurarak, hastalara umut olmaya başladı. Yetkili ve ilgililerle ortaklaşa çalışma yapıp kanser taramalarına girişti. Bu sayede çok kişi erken teşhis yoluyla yeniden hayata bağlandı. Geçtiğimiz günlerde farklı bir organizasyonunu görünce bir kez daha kendisine hayranlık duydum. Kurucu başkanlığını yaptığı dernek, Trabzon’daki lösemili çocuklar için bir AVM’de yılbaşı partisi düzenledi, çeşitli etkinliklerle çocukları eğlendirdi. Tabiri caizse hayattan ne kadar alacakları belli olmayan bu çocuklara felekten bir gün çaldırdı... Helal olsun!

NURİYE KAPUTOĞLU
Rize de yaşayan bir ev hanımı... Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın baba ocağı Güneysu’dan... Bir dönem Gürcistan’a giden Türklerin birçoğunun haksız şekilde tutuklanarak cezaevlerine doldurulmasının ardından ortaya çıktı Nuriye Hanım. Kurduğu Gürcistan Mağdurları Derneği sayesinde bu ülkede cezaevinde yatan çok kişinin özgürlüğüne kavuşmasına öncülük etti. Türkiye ile Gürcistan arasında üst düzeyde girişimlerde bulunarak onlarca kişiyi zindanlardan kurtardı. Birçok ailenin dağılmasını önledi, onların mutluluk ağacı, hayat kahramanı oldu. Sosyal medyaya, sırtında çuval ile çekilmiş bir fotoğrafı düştü. İçeriğine bakınca bir kez daha “İnsan olmak, kadın olmak bu” dedim.

Halep’te yaşanan insanlık dışı zulümde perişan olan Müslümanlar için ev ev, kapı kapı dolaşıp topladığı yardımları sırtına vurup taşıdığını görenler, bir kez daha; “Nuriye Kaputoğlu olmak işte bu” dedirtti! Binlerce, on binlerce, yüz binlerce Nuriye Kaputoğlu’na ihtiyacımız olduğunu hissettirerek, düşündürerek…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com

banner60

banner61