Tatsız konulardan söz etmek istemiyorum, ama yaşadığım kimi olayları sizlerle paylaşmadan da edemiyorum/duramıyorum.

Önceki gün uzun süredir göremediğim arkadaşlarımı ziyaret için Trabzon’a gittim.

Herkes Trabzon’da oturduğumu sanabilir. Değil, Vakfıkebir’de oturuyorum. Hay-huydan uzak, daha rahat bir ortam çalışmam için...

Öncelikle kitaplarım, bir yaşam boyu biriktirdiğim arşivim Vakfıkebir’deki evimde...

Onlarsız rahat olamıyorum.

Onlarla ruhum rahata kavuşuyor, kendime güvenim artıyor.

Trabzon’a arkadaş ziyaretine gittim ya, akşam üzeri dönüş yolculuğum için otobüsün kalkış saatini beklerken şoför arkadaşımla ayaküstü sohbet ediyoruz ötedenberiden.

Özellikle de 15 Temmuz ve sonrasından...

Oluşan güzel havadan...

Demokrasiyi sahiplenmekten...

Birlik beraberlikten... Ülkede oluşan güzellikten...

İkimiz de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çağı/çağdaşlığı yakalamak konusunda koyduğu ilkelerden kopmadan, gösterdiği yoldan sapmadan ilerleme konusunda karşılıklı görüşlerimizi belirtiyoruz.

“Atatürkçülük”ün TC’nin sarsılmaz temeli olduğu konusunda hemfikiriz...

Biz ayaküstü sohbet edip saat doldururken; ikimizi ses çıkarmayıp uzaktan dinleyen bir kişi dikkatimi çekti. Şoför arkadaşımla konuşuyorum ama göz ucumla da onu kontrol ediyorum. Durumundan biraz rahatsız olduğunun farkındayım.

Biz tam sözü bağladık, bitiriyorduk ki, bizi dinleyen adam, bodoslamadan, en saygısızca ortaya söz atmasın mı;

“- Ya, siz Atatürk’ü övmekle bitiremiyorsunuz ama...” dedikten sonra bir sürü münasebetsiz sözler etti, saygısız adam.

Şimdi bu münasebetsiz/saygısız adama sözle laf anlatmak mümkün mü? Kırk-kırkbeş yaşlarına gelmiş bir adamın kafasına nereden, nasıl bu Atatürk düşmanlığı yerleştirilmiş ki bilmem olası değil

Ama kim bilir böylesi rejim düşmanı nice kafalar var aramızda...

Çekinmeden Atatürk’ü karalayabiliyor...

Belli ki dış güçlerin en can alıcı nokta Atatürk’ü aşağılama gayretlerine/hezeyanlarına kulak kabartmış, inanmış/kapılmış bir yobazla karşı karşıyayız şoför arkadaşla...

Nihayet her insanın belli bir sabır noktası var.

Önce babam Rahmetlinin “oğlum, cahille cahil olma...” sözünü anımsadım. Ama sonunda sabredemediğin patladım;

“- Efendi, sen kaç kitap okudun Atatürk hakkında?..” diye sordum.

“- Ben Osmanlı tarihini okudum. Siz İngilizlerin yazdığı, Atatürk’ü övdüğü kitapları okuyup konuşuyorsunuz” demesin mi?

Ayaküstü, hem de çok ciddi bir konuyu tartışmanın hele de böylesi kafaları muhatap almanın sonuçsuzluğunu bilerek bu Atatürk düşmanı adama sordum:

“- Osmanlı tarihinde mi okudun bu söylediklerini?”

“- Evet...”

“- Ama biz Cumhuriyet’ten, kurucusu Atatürk’ten söz ediyoruz.”

“- Sizin okuduklarınızı İngiliz’ler yazdı.”

Hani, çattık derler ya... O durum...

Neyse, arkasını yazmıyorum.

***

Bu yobaz/bilgisiz adam elbette TC ilkokullarında okudu. Belki daha üst okulları da...

Şimdi, TC ve Atatürk düşmanı bu yobaz kişi/lerin toplum bünyesinde nasıl bir zararlı virüs gibi üreyip yayıldığını düşünür müsünüz?

15 Temmuz’da darbe girişiminde bulunan FETÖ ve bilinen mensuplarının bir kez olsun Atatürk’ü ağzına aldıklarını, hayırla andıklarını duydunuz mu?

Ülkemiz ve insanımız son darbe girişimiyle büyük bir melanet seline kapılmaktan kurtuldu, çok şükür.

Ancak, güzel ülkemdeki ulusal dirliği/birliği/beraberliği sabote edip yıkmayı hedef seçen, amaç edinen dış kaynaklı darbeci bir örgütün toplum içinde bulunan bu maraz/ hastalıklı mikroplarının derhal temizlemesi gibi zor bir dönemi yaşadığımızı her halde inkar edemeyiz.

***

Cumhurbaşkanı’nın çağrısına katılıyorum.

Bu tür FETÖ’cü, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları aramızda bulunmamalı...

Ayıklanmalı...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com