Hiç boş geçmiyor zaman... Spor dünyasında “EURO 2016” heyecanı... Dış politikada AB ile olan “vizesiz seyahat” belirsizliği... Turizmde uçak düşürmeden doğan Rus soğukluğu/ küsmesi sonucu Antalya turizminin “mavi bayrak” yerine “beyaz bayrak” çekişi...

Cumhurbaşkanı mı, yoksa “Başkan” mı tartışmaları...

Bitmedi ki... “müzmin derdimiz” Anayasa anlaşmazlığı...

*** 

Öteden beri bitmez bir tatminsizlik örneği sergilediğimiz Anayasa konusu 1980’den sonra “gelen her iktidar”ın derdi oldu.

“Kendi anlayışına göre Anayasa’yı değiştirme nöbetlerine kapılan siyasetçiler” yüzünden değiştirile-değiştirile “yamalı bohça” görünümü kazandı hukuk düzenimizin baş yasası...

“Biz bize benzeriz” örneğinden yola çıkılıp, her değişiklik sevdalanmasında toplumsal anlamda “yeni kimlik arayışları” peşine düşen kimi beyinlerin; bu konudaki tatminsizlikleri hiç bir zaman bitiş noktasına ulaşmadı ne yazık ki...

Her değişiklik isteğinde yerleşik toplumsal değerlere ters düşen durumlar yaratmak hevesinin var oluşu ise; dışarıdan bakıldığında acınılacak bir manzara oldu hepimiz için...

Havanda su dövme heveslenmeleri...

Gerçek amacını kapı arkasına saklayıp; ona teğet geçecek ifadelerle lodos bir hava yaratıp nabız yoklamaları...

Çobanın perdesiz kaval çalmaları...

“Balığın kulağına soğuk su kaçırma” örneği gibi toplum katında “kararsız” bir ortam yaratıp, daha sonra bundan yararlanıp kapı arkasına bırakılan art niyeti “kurtuluş reçetesi” olarak sunmalar...

“Seçilmiş” olmak durumu varken; işine gelmediği zaman yine bir bilen olarak “seçen”e başvurup “iş becermiş” olmanın anlamsız tatminini yaşamak...

Her işte, her sorunda “ehil kişi” yerine; “hünerli kişi(!)” arayışıyla yola çıkışlar...

Hepsi ama hepsi; kendine güvensizlikten kaynaklanan kişiliksizliğe örnek olan durumlarımızdır bizim.

***

Samimiyetsizlik mi desem, ya da şaşkınlık mı?

Çünkü ortaya atılan her sözün tutarlı bir gerekçesi yok.

Desteksiz atışlar...

Bu arada Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, “Atatürk’ü Anayasa’dan atacağız” demiş, hangi akla hürmetse..

Yukarıda da belirttim ya; vardır mutlaka bir niyeti/ derdi. Öyle ya; durduk yerde böyle bir kelamı ben söylesem tanıyanlarım aklımdan kuşku duyarlar.

“-Kafayı mı yedi bu adam?” derler.

Uçum için yakın çevresi kendilerini tanıdıklarından böyle bir soruyu sorarlar-sormazlar sorun değil de; uzakta olan bizler, beynimizde oluşan:

“-Bayram değil, seyran değil...” sorusuna yanıt aramak durumundayız.

Kafamdaki soruya yanıt arıyorum:

“-Atatürk’ü Anayasa’dan atacağız, anlayışı nasıl olmuş da; bu kadar yüksekten ses verir oldu?”

***

“Atatürk Türkiye”sine hiç yakışmayan bir manzarayla karşı-karşıyayız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com