Sevgili okuyucular, milletvekilliği şahsiyeti her şeyden evvel fikir özgürlüğü ile başlar. Doğru ya da yanlış, isabetli ya da isabetsiz olsun, milletvekili hiçbir tesir ve etki altında kalmaksızın düşüncelerini rahatlıkla konuşabilme cesaretini kazanmış olmalıdır.

Geçmişteki seçim kanunları, önseçim sistemiyle milletvekili adayını hiç kimseden şefaat ve destek görmeden, kimseye minnettar kalmadan, yüz kızartmadan, seçmenle karşı karşıya bırakıyordu.

Dolayısıyla milletvekili olan kişi, halkla kurduğu iletişim, verdiği güven ve kendi gayreti ile seçilmeyi başarmış oluyordu. Doğru olan da budur.

Günümüzde olduğu gibi, parti genel başkanlarının gözüne girmek için demokratik kuralları bozmak ve sistemin özelliklerini dejenere etmek hiçbir milletvekilinin aklından geçmemelidir. Tarihten bir örnek verelim.

İstiklal savaşımız yeni bitmiş, ordu kışlasına çekilmiş, yüksek rütbeli bazı subaylar askerlikten ayrılarak siyasete girmek istemişlerdi. Bunlar arasındaki bir general, milletvekili seçilmişti. Hevesli ve yeni idi!

Kendisine, ‘Meclis’e hangi fikirleri getireceksiniz? Hangi çalışmaları yapacaksınız?’ diye soran gazetecilere, “Başkumandanım (Atatürk) ne emrederse onu yapacağım!” yanıtını vermişti.

Bu yanıtı duyunca üzülen Mustafa Kemal Atatürk, general vekile şu haberi göndermişti: “Kendileri mebus olmuşlardır. Milletin vekili olmuşlardır. Millet ne isterse, vicdanı ne emrederse onu yapsın!” 90 yıl önce söylenen bu söz günümüze örnek olmalı. Zaten bizim de millet olarak özlediğimiz bundan başkası değildir. Bu çalışma şekli kabul edilirse, şuna buna yaranmak için küfretmek, kaba davranmak da bahis konusu olmaz. Demokratik ananelerimiz biraz daha güçlenmiş olarak yeni nesillere devredilmiş olur. Milletvekilleri için bu sonuç bile az bir şeref değildir.

‘EVET EFENDİM’ CİLER
Etrafımızdaki insanların en tehlikelisi bu tiplerdir. Günlük hayatımızda olduğu gibi, siyasi partiler için de, parlamento çalışanları için de bu tipteki insanlar tehlikelidir. Ya bir fikri yoktur, ya da sinsice saklar!

Elde edeceği menfaat uğruna ‘Evet efendim’, ‘Çok münasip efendim’ demeyi dillerine pelesenk yapar ve inandırıcı bir hava vermek için olanca şaklabanlığa başvururlar. İş başına geçen genel kültürden yoksun ve iradesi zayıf bir kişi ise kolayca bu daire içine girer. Sonu ne olur hepimiz biliyoruz. Önemli olan fikir tartışmasının değerine inanabilmektir. Düşüncelerimiz hâkim olunca, bozuk daire bizim için bir tehlike olmaktan çıkar. Yine tarihten alıntı yapalım. İkinci Dünya Savaşı’nda Amerikalı komutan İngiliz komutandan yanında çalıştırmak için 7-8 subay ister. Bir süre sonra komutanlar buluşur ve sohbet sırasında İngiliz komutan Amerikalıya, subaylardan memnun olup olmadığını sorar. Amerikalı komutan, 4 subaydan memnun olduğunu fakat diğerlerinden memnun olmadığını söyler.

Der ki; “Memnun olmadıklarım, ne dersem hepsine ‘Çok münasip’ diyor ve kabul ediyor. Memnun olduklarım ise çok defa benim fikirlerime karşı çıkıyor. Ben o subayları, benden emir telâkki etmeleri için değil bana yeni fikirler vermeleri için istemiştim.” Kıssadan çıkarılacak hisse yeteri kadar açıktır.

Özel hayatımızda ve politika arenasına herkes, içinde bulunduğu şartlara ve duruma göre kıssayı değerlendirmekte elbette serbesttir. Ama şu muhakkak ki subaşında bulunanların bu kıssadan alacakları ders çok hem de çok önemlidir.

NEYZEN’DEN…
Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikodularının dolaştığı bir dönemde Neyzen’e sorarlar: “Çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?” Neyzen’in cevabı şöyle olur: “Maliye vekili değilim ki çalarken zevk alayım!”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com