Eski çağ kaptanlarının/reislerinin fırtınalar öncesi önsezileri çok güçlüydü hava durumu hakkında... Ben de az çok anlarım havanın gidişatından. Babam rahmetli denizciydi, onun da payı var bunda. Babamın fırını vardı, denizde de teknesi...

Fırtınanın kopacağını, havanın iyi-kötü olacağını Karadeniz’in karayel yönüne bakarak anlar denizciler.

Diyeceğim o ki, denizlerdeki hava durumu/raporu geçmiş çağlarda usta denizcilerce şaşmaz bir şekilde önceden tahmin adildi. Zaman çok değişti... Şimdi bir gün sonranın değil, aylar sonrasının hava raporları yapılabiliyor, en isabetli şekilde... Ama siyasette?

Dünya siyasetinde devletlerin yıllar sonrasına ilişkin programları olur. O programlar dünya olaylarının gidişatına göre 100-150 yıl hatta daha uzun süreli olarak düzenlenir. Gelip giden hükümetler, devletin bu programlarda öngördüğü hususları uygulamaya koyar.

27 Mayıs 1960 darbesinin devlet yönetimine getirdiği kurumlardan biri de Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) oldu. Bundan sonraki dönemlerde hükümet programları DPT’nin önerileri dikkate alınarak uygulamalar yapılırdı. DPT’nin amacı, ülke kalkınmasını sosyal adalet gözetilerek dengeli ve planlı bir şekilde sağlamaktı. Amaç çok güzel ama gelen-giden iktidarlar bu güzelim teşkilatın işlevini kırpa kırpa iş yapmaz kimliğe dönüştürdü zaman-zaman... Öyle ya; “DPT’de de ne oluyor. Onlara mı soracağız yapacağımız işi?” şeklinde itirazlar da olmuştu siyasetçiler arasında... Hatta DPT için “Devlet Plavlama Teşkilatı” şeklinde siyasetçiler arasında değerlendirme yapıldığına ilişkin haberler 1970’li yıllarda basında yer almıştı.

DPT her anlamda Cumhuriyet döneminin en önemli kurumu olma özelliğini hala koruyor ama son zamanlarda pek de önemsenmediği uygulamalardan belli... Örneğin, Türkiye’nin sağlıklı/dengeli kalkınmasının sadece belli gelişmiş bölgeleri teşvikle kalkınmasına DPT’nin onay verdiğine inanmıyorum.

Dış siyasette de DPT’deki gibi hükümetten-hükümete istikrarlı/tutarlı politikalar güdüldüğünde uluslararası dostlukların temeline imza atılır.

Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne kurucu Atatürk’ün öğretisi olan “Yurtta sulh, cihada sulh” ilkesiyle gelindi. Bu ilkeden her şaşmada/kopmada acı sorunlar yaşandığını gördük/yaşadık/yaşıyoruz şimdi... Son 15 Temmuz darbe girişiminden yönetici kadroların dış siyaset alanında çok ama çok ders çıkarmaları gerekiyor kendilerine bu konuda...

“Yurtta sulh dünyada sulh...”
Müttefik/dost/NATO’da yoldaşı ABD’nin, 15 Temmuz darbe planlayıcısı FETÖ’yü iade konusunda mazeret/ bahane üretip kaçamak yollara başvurması dış siyaset konusunda Türkiye’nin güvenli duruşunun karşılığı olmamalıydı.

ABD, öyle görünüyor ki, 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan Sevr Anlaşması’nı uygulama sevdalanmasına kapılmış gidiyor. Ülkemizi yönetenlerin Batı’nın bu ikiyüzlü tavırlarını her fırsatta yüzlerine en acı şekilde vurmayı görev bilmeliler. Yoksa ABD’nin durduk yerde BOP’u (Büyük Ortadoğu Projesi) uygulamaya koymasını başka türlü yorumlamak mümkün mü?

Gördünüz, işte siyasette uzun vadeli planlama yapmanın öngörülülük/uzgörülülükle nasıl yakından ilişkili olduğunu...

Bugün dış siyasette kimi sıkıntılar yaşıyorsak, bu kurucu Atatürk’ün “Yurtta sulh, dünyada sulh” öğretisinden uzaklaşılmış olmanın payı var mı dersiniz? “Yelkenleri suya indirmek” değil; Atatürkçü politikalarla ileri...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com