Balık avı sezonu yarın açılıyor. Balıkçılar
umutla, “-Vira Bismillah!..” diyerek teknelerini
yüzdürecekler. Küçük tekneleriyle “olta balıkçılığı”
yapan arkadaşlar, yeni av sezonu için umutlu
konuştular. Bu durumun sadece Karadeniz için
değil, diğer denizlerimizin de aynı işareti verdiğini
gazete ve TV haberlerinden okuduk/dinledik.
İnşallah şairin dediği gibi, “umut fakirin ekmeği”
olmaz.
Ama şunu da bilmek gerek, umutsuz yaşanmaz!
Balık av sezonundan söz açmışken devam
edelim.
Her işimizdeki hoyrat düşüncemizin egemen
oluşuyla geldiğimiz/ulaştığımız noktada çoğu kez
yeis/üzüntü yaşıyoruz.
Oysa her şey kendi elimizde, irademizde...
Akıl denen nimeti anlık kullanıyoruz maalesef...
Sonuç her alanda ortada: Kentlerin imar konusu
yaz-boz tahtası...
Ali gelir kendi kafasına göre yapar, Veli gelir
bozar.
Kentlerin çağdaş, yaşanılır kimlik kazanmaları
için ciddi/ısrarlı kent imar/yaşam politikaları
izlenmediğinden oluşan sıkıntıları birlikte yaşıyoruz.
Bu sorunlu durumlar; eğitimde, hukukta,
ticarette, sporda da ne yazık ki devam ediyor.
Yaşamı algılama-yaşama da öyle...
***
Üç yönden denizlerle çevrili olan yurdumuzda
insanımızın yeterli balık tükettiğini söyleyemeyiz.
Bu, kuşkusuz yeterli balık avlayamamaktan
kaynaklanan bir durum.
Hemen belirtelim ki, üç yönden denizlerle çevrili
bir ülkede insanların yeterli balık tüketememelerinin
nedeninin yine insan kaynaklı olduğunu hepimiz
bilmeliyiz.
Ne yazıktır ki, denizlerimizin bizlere sunduğu
nimetleri hoyratça heba etmedik mi yıllarca?
“Kara” sıfatından çok adı, “Balık Denizi”
olmaya layık olan Karadeniz’de yarım yüzyıl önce
en az 30 tür balık ürerdi/yaşardı.
Bugün sadece kıraça ve mezgitin avlandığı
Karadeniz’de eskiden barbunya, tekir, kalkan,
sargana, kofana, istavrit, kırlangıç, kefal, uskumru,
izmarit balıkları bol miktarda avlanırdı. Günümüze
kalan mezgit balığını o zamanlar beğenen olmaz,
tezgahta kalırdı.
Hamsi ise geçmişte de insanımız için “kral
balık”tı. Öyle mevsimler olurdu ki, yunus ve
kofana, istavrit balıklarının kovaladığı hamsiler
“karaya vururdu.”
Ne günlerdi o günler.
Hamsinin karaya vurduğu haberi köyden köye
çağrı yapılarak duyurulur, sepetini, tenekesini,
küreğini kapan köylüler deniz kenarına bir solukta
koşar, “hamsi bayramı” yaşarlardı.
Herkes günlük tüketeceği hamsi yanında, yaz
mevsimi için -bir tür lakerda- hamsi tuzlaması
yapardı. Artan hamsiler mısır bahçelerinde gübre
olarak kullanılırdı.
1950’li yıllarda Hürriyet gazetesine bu kıyılarda
bir kamyon hamsinin 70 liraya satıldığını haber
yaptığımı anımsıyorum.
Ne bereketli yıllardı o yıllar...
***
Ülkemizde balık avı yasağı yanlış uygulanıyor.
Bu durum, geçmişten bugüne süregelen bir yasak...
Mevsimlik yasakların sonrası denizlerde “eski
tas, eski hamam” uygulaması yaşandığından
“yasak eylemi” sonuçsuz kalıyor.
Oysa denizlerde bölgesel anlamda “av yasağı
alanları” yaratıp buraları iki-üç yıl yasak alan ilan
edersek, balık türleri kendilerine barınma ve üreme
açısından yaşama alanları bulacaklar. “Av yasağı
adaları” yıldan yıla değiştirilerek bu uygulamada
balık neslinin/türünün devamının sağlanacağını
unutmamalıyız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.