Trabzonsporluluk savaşı!
Trabzonspor, dış mihraklara karşı savaşını her zaman alnının akı ile vermiştir.

Kazanmışsa bileğinin gücüyle başarmıştır, kazanamamışsa da kazananı tebrik etmeyi bilmiştir.

Ancak, adaletsizliğe, haksızlığa, hukuksuzluğa, illegal işlere asla prim vermemiş, kendisinden çalınanı almak için dimdik ayakta durmuş, durmaya da devam etmektedir. Hem de yedi düvele karşı…

Lakin Trabzonspor kendi içindeki savaşı hiçbir zaman iyi verememiştir.

Onun içindir ki Trabzonspor’un en büyük rakibi yine Trabzonspor’dur.

Kimsenin Trabzonsporluluğunu tartışmak ne haddimizedir, ne de öyle bir derdimiz vardır.

Lakin adamcılık Trabzonsporluluğun önüne geçiyor bu camiada, dolayısıyla iyi ile kötüyü ayırt etmekte zorlanıyor insanlar.

Herkese göre Trabzonsporluluğun farklı anlamları var. Eskiden yedisinden yetmişine, çocuğundan büyüğüne, kadınından erkeğine kadar herkes futbolu bilirdi Trabzon’da. Elde edilen başarılar da işte bu ruhtan gelirdi. O zamanlar herkes futbolu bilir ancak görevi neyse onu yerine getirirdi. Yönetici yönetir, futbolcu oynar, taraftar destek verirdi.

Şimdi ise herkesin herşeyi bildiği bir camia oldu Trabzonspor. Herkes yönetebileceğini, herkes sahadaki futbolcudan daha iyi oynayabileceğini ve en önemlisi herkes sadece kendisinin Trabzonsporlu olduğunu düşünmeye başladı.

İşte bunun için yönetecek olanları seçerken de, oynayacak olanları seçerken de hata yapılıyor. Kimin yönetip kimin yönetebileceğini sorgulamadan “bizim adamımız olsun” anlayışı Trabzonspor’u bugünlere getirdi.

Bunun en bariz örneğini bir dönem önce yaşadık. Fakat ders aldık mı? Hayır! Hala öyle insanlara çanak tutmaya çalışan bir kitle var Trabzonspor camiasında.

Sadece bu kadarla da sınırlı değil, yönetime gelemedikleri için yönetenlerin başarısızlıklarına alkış tutan, içten içe sevinen, başarısız olmaları için dua eden de bir kitle de var. Ben veya benim adamım yoksa kulüp yansın, bitsin, kül olsun.

Trabzonspor’un idari mekanizmasına talip olanlar “En iyi ben yönetirim”den ziyade “En iyi nasıl yönetebiliriz” diye düşünse bugünlere gelmezdi bu kulüp.

İş bilene destek olmak, olmuyorsan bile susmak değil midir insana yakışan.

***

Avukat ve Adalet!
Trabzonspor misyon takımıdır. Güçlünün değil, haklının yanındadır. Adalet en önemli ve vazgeçilmez ilkesidir. Belki bu konuda yazılı bir anayasası yoktur ama tarihinin vermiş olduğu sorumluluk bunu gerektirir.

Haksızlık kime yapılırsa yapılsın, onunla savaşmak Trabzonsporluluğun gereğidir.

Kazanmak için her yol mübah değildir. Kazancında alın teri, emek yoksa kabul değildir Trabzonspor için.

Adaletsizliği, haksızlığı savunan kimse ile kol kola giremez Trabzonspor. Onu benimseyemez, hazmedemez, hazmetmemeli. Yoksa ne farkı kalır diğerlerinden. Bunu bilir bunu söylerim.

Uzun lafın kısası şikeyi savunan, şikecileri koruyan kim olursa olsun bu camiada işi olamaz, olmamalı. Trabzonspor böyle insanlara prim tanımamalı, bünyesinde barındırmamalı. Bu yazdıklarımı küçük ve sığ bir düşünce olarak görebilirsiniz ama 2010-2011 sezonunda Trabzonspor’un kupası çalınırken buna çanak tutan eski hakem Zafer Önder İpek’in avukatlığını yapan Anıl Gürsoy Artan’ın bu kulüpte hala görev yapmasını, hatta maaş almasını hazmedemiyorum. Benim Trabzonsporluluk anlayışım ve midem bunu kaldırmıyor.

Bu Trabzonspor ki şampiyonlukları çalındığı için kendi hayatına kasteden taraftarı temsil ediyor.

İşte böyle bir kulübü şikeye bulaşan bir şahsiyeti savunan bir avukat temsil edemez.

Eğer bulunduğunuz makama saygınız yoksa, Trabzonspor’u kendi canına tercih eden insanlara saygınız olsun.

Sayın avukat Anıl Hanım; Eğer sizin de derdiniz para değilse görevi kendi rızanız ile bırakın da niyetinizin çok da kötü olmadığını anlayalım.

Bu kulüp size yeteri kadar kazandırdı sanırım.

Kaybettirdiklerinizi söylemiyorum bile. Onlar zaten kayıtlarda mevcut!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com