“Aydın” kelimesiyle günlük yaşamda sıklıkla karşılaşıyoruz. Batı’daki “entelektüel” sözcüğünün bizdeki karşılığı olan “aydın” en basit tanımıyla “beyin işi yapan” kimsedir. Peki, bir aydın hangi nitelikleri taşımalı, toplumdaki görevi ne olmalı veya kime aydın denir? Yazımızın çıkış noktası bu konulardaki düşüncelerimiz ve eleştirilerimiz olacaktır.

Bana göre aydın kişi, yaşadığı toplumun ve çağının sorunlarını bilen, bu sorunlar üzerinde düşünen, bu sorunların çözümünde yeri geldiği zaman toplumu uyaran kişidir. Hatta aydın gerektiğinde toplumun önüne geçerek, eylem adamı tavrını da ortaya koymalıdır.

Aydın belli nitelikleri taşıyan kişidir kanımca. Bir kere aydın, içinden çıktığı toplumu iyi tanımak zorundadır. Onun tarihini, kültürünü, değer yargılarını, inanç değerlerini çok iyi bilmelidir. Çünkü toplumunu tanımayan aydın onu değiştirme çabasında yetersiz kalacaktır.

Aydın, namuslu olmak zorundadır. Kalemini satan, güçlünün yanında yer alan, egemenlerin çıkarları için kalem oynatan adama aydın denmez. “Fikrin ne fahişesi oldum, ne zamparası/ Bir vicdanın bilemem kaçtır hava parası” diyen şair ne güzel söylemiş!

Peki, ülkemize baktığımızda manzara nedir? Ortalıkta kendini aydın diye tanımlayandan geçilmiyor. Kalemini siyasal iktidarın emrine vermiş olandan tutun da, ihale takipçiliği yapana kadar her türlüsüne rastlamak mümkün.

Aydın, savunduğu düşünceleri öncelikle kendi hayatına koymak zorundadır ki, inandırıcı olabilsin. Eskilerin deyişiyle “fikri ile zikri” aynı olmalıdır. Başkalarına kanaatkar olmayı tavsiye eden kişi her akşam zengin iftar sofralarında orucunu açıyorsa kendiyle çelişkiye düşmüş demektir.

Aydın olmak insanın beyninde başlar. Çoğu zaman bunun eğitimle de bir alakası yoktur. Her eğitimli insanın aydın olduğunu düşünmek büyük bir yanılgıdır. Koca koca üniversiteleri bitirmiş insanların ne denli bencil, ne denli görgüsüz ve çıkarcı olduklarına şahit olmuşumdur. Halkımızın çok güzel bir sözü vardır: Diploma cehaleti almaz.

Aydın insanın sezgileri de güçlüdür. Bir bakıma gecenin karanlığında elinde fenerle yürüyen insandır aydın. Toplumuna yol gösterme, yol haritası çizme, ona doğruları gösterme, tehlikelere işaret etme öncelikli görevidir aydının.

Aydın yeri geldiği zaman toplumla çatışmayı da göze almalıdır. Bizim gibi uyuyan bir toplumu uyandırmak, ona uçurumun kenarında olduğunu hatırlatmak veya anlatmak kolay değildir. Bu nedenle onu sarsıcı, silkeleyici ve uyanık kalmasını sağlayıcı bir üslubu da aydın bulmak zorundadır.

Ülkemiz çok zor günlerden geçmektedir. Ama etrafınıza baktığınızda tehlikenin büyüklüğünün farkında olan, fırtınanın yaklaştığını sezinleyen aydın sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor ne yazık ki. Ülke toplumu kamplara ayrılmışken, kaynaklarımız belli bir azınlık tarafından acımasızca yağmalanırken, özelleştirme adı altında cumhuriyetimizin bütün birikimleri başkalarına yok fiyatına bağışlanırken susan “aydın” değil bence “kuşum aydın”dır.

Aydın, cesaretli olmak zorundadır.

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” ilkesini şiar edinmelidir. Egemenlere yalakalık ve dalkavukluk yaparak kişisel çıkar hesabı yapanlara bizim topraklarımızda ne yazık ki kolayca aydın unvanı veriliyor. Diğer tarafta ülkesi için üzülen, saltanat kayıklarına binmeyen, kalemini namusu sayıp satmayanlar kıyıda köşede bırakılarak halkın gözünden düşürülmeye çalışılıyor.

Bu ülke gerçek aydınla sahte aydının ayrımını yaptığı gün ancak kurtulacaktır. Bugüne kadar hep yanlış kılavuzların arkasına takılan halk hep yanlış yollarda yürümüş ve yanlış limanlara demirlemiştir. Bu durum ülkemizin çağdaşlaşmasını önemli ölçüde geciktirmiş hatta ülkemizi rotasından da çıkarmıştır.

Aydın insan olmak zor iştir. Cesaret ister, birikim ister, insan ve toplum sevgisi ister, emek ister... Aydın olmak bir tercih işidir, seçmektir, adanmışlıktır, gönül vermektir, gerektiğinde de bedel ödemektir. Bilgiye susamışlıktır, binlerce kitap okuduğu halde hala daha cahil olduğunu düşünmektir. Peki, bütün bu saydıklarımızdan sonra sevgili okurlar, bana gerçek anlamda kaç tane gerçek aydından söz edebilirsiniz?

Değerli okurlar, bu ülkenin namuslu ve gerçek aydınlara ihtiyacı vardır. Bu kişileri toplum olarak önümüze bulup koyamadığımız müddetçe hep karanlık ve çıkmaz sokaklarda yürüyeceğiz ve hedefimize de asla ulaşamayacağız. Gün, altınla bakırı ayırma günüdür. Akılla yol almayanlar menzile ulaşamazlar. Aklı kıt olanın fikri de ukala olur. Mucize aramaya, kader deyip kendini avutmaya gerek yok. Aklın rehberliğine, “ benim imanım aklımdır” diyen Hz. Ali’ye kulak ver. Unutmayalım, gerçek aydınların arkasına takılmayan toplumların sonu hep tarihin çöplüğü olmuştur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.