Hep söylerim, yazarım:  İnsan yaşadığının farkında olmalı… Yaşadığını bilmeli… Uyur-gezer olmamalı. Böyle söylerim, yazarım,  ama yine herkes gibi dikkatimden kaçan olay olmaz mı? Elbette oluyor. Geçen gün her zaman sohbetine, duyulmadık fıkralarına doyamadığım çok değerli arkadaşım/kardeşim Mimar Bekir Gerçek’le ofisinde sohbet ediyoruz. Her zaman ki gibi müdavimlerle dolu ofisi… Biri gidiyor, diğeri geliyor. Sevgili Bekir Gerçek’in sadece Trabzon’da değil, tüm Türkiye’nin dört köşesinden, her yerinden dostları arkadaşları var. Bunlar kadim dostları kadar, meslek arkadaşları, öğrencileri ve benim gibi gazeteciler…

Bekir Gerçek, gerçek anlamda Trabzon aşığı bir mimar… Aydın insan.  Bu kentin en başta tarihi değerleriyle yarınlara taşınması için çırpınıp durur.  Kafa yorar, kent mimarisinde yaratılmak istenen çirkinliklere kalkan olmak ister, yasal yoldan önleme çabasını sürdürür.  Kısacası, aldığı eğitimin gereğini en koyu bir mimari aşka dönüştürüp dünün değerlerini koruyarak yarın yaşanılır çağdaş kentleri düşler, çizer kafasında…

Yaşamı algılarken farkındadır çevresinden, gelişmelerden…  Yurttan, dünyada…  Bekir Gerçek böyledir de, O’nu böylesine yoğun ilgi alanında dinlendiren/ferahlatan hep yerel fıkralarımız, yaşadığı dünyadan bir teyp gibi belleğine sindirdiği/kaydettiği anektodlar olur. Mesleki gelişmeleri yakından izler, kitaplar alır, okur. Bilgilenmek onun için ibadet gibidir.

Önceki günkü buluşmamızda Bekir Gerçek’ten şimdiye değin bilmediğim-duymadığım iki anektotu not almışım…   Sizlerle paylaşmak istiyorum. Delilik, akıldan azâde olanların işi…  Bekir Gerçek’in anlatımına göre ilçelerin birinde böyle bir yurttaşla karşılaşan herkes şaka yollu sataşıp, O’nu konuşturup gülerlermiş.

Zaten hep böyle olur.  Kimilerin “deli” diye tanımladığı bu yurttaşımız da onlara öfke kusarken, kulaklarına küpe olacak yanıtlar yetiştirirmiş…  Günün birinde etrafını saranlar sataşıp O’nu kızdırmak isterken O’nun yanıtı bir ders niteliğindedir.  Kimilerin deli dediği yurttaşımız kendisi ile dalga geçenlere şöyle seslenmiş:

“- Akıl taşınacak yük müdür? Attım onu bir rahatladım, bir rahatladım ki…”

Bu bir anektod…  Yüce Allah’ın “akıl kıtlığı” verdiği her insanın bizlerden farklı, ama bilmediğimiz çok yönleri/dünyaları var.

***

Bekir Gerçek’ten bir başka anekdot.   Kentin birinde –kimilerin deli dediği-  bir yurttaşımıza işaret parmağınızı değdirip ileri itelerseniz o da hiç ses çıkarmadan o yöne doğru gidermiş… Hani, bizim zamanımızdaki   “Alfabe’de “Eşim seni süren kim?” okuma parçasındaki gibi… Sürüyorsun gidiyor. Nereye istersen oraya…  Doğru değil, ama halkın eğlence konusu…

Bir gün yurttaşın biri yaz mevsiminde  -kimilerin deli dediği-  yurttaşımızı sürüp denize götürmüş… Zavallım  –düşünemiyor belli-  elbiseleriyle ilerlemiş denize doğru… Su çenesine gelince de durmamış, ağız hizasına gelince  -belki de öleceği işaretini alınca-  başlamış “ kelime i şehadet” getirmeye:

“- Eşhedü  en lâilâhe illâllah!.. Eşhedü en lâilâhe illallah… “

Bakmışlar adam boğulacak, bizim akıllılar süren adamı uyarmışlar.

İnsanoğlu böyledir işte… Yaşamın acı ve tatlı anlarını hep birbiri üzerinden kurgular/yaşar.  

 Trabzon Mimarlar Odası önceki dönem başkanlarından arkadaşım/can dostum Mimar Bekir Gerçek’e  eşiyle/çocuklarıyla/sevenleriyle/dostlarıyla nice sağlıklı  yıllar diliyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com