Rengi kara bahtı kara Afrika. Afrika; bizim için çoğu zaman Kaf Dağı’nın arkasında kalan, masallar, safariler, yoksulluklar, bulaşıcı hastalıklar diyarı olarak algıladığımız uzaklardaki insanların dünyası olarak zihnimize yerleşmiştir. Yoksul ve bahtsız Afrika’nın bu dünyada olmasıyla olmaması arasında bir fark yok gibi gelir insanlara. Bizim açımızdan ise Osmanlı bakiyesi olan, Fas’tan başlayıp Mısır’a kadar Kuzey Afrika’yı tarih kitaplarında şöyle bir görürüz o kadar. Eğer Atatürk Trablusgarp cephesinde bulunmasaydı, öyle bir bahis bile geçmezdi. Hoş Trablusgarp’ın bugünkü Libya’nın başkenti olduğunu da pek bilmeyiz ya. Fas, Cezayir, Tunus, Libya, Mısır isimlerini biliriz, bu bilgide bize yeter deriz. Hâlbuki batı Afrika sahillerinden başlayarak Moritanya’dan Sudan’a, Somali’ye kadar bir çizgi çekersek, ‘sahra altı Afrika’sı’ denilen bölgede Mali, Nijer, Çad, Sudan, Etiyopya, Cibuti ve Somali’nin kısmen ve belli zamanlarda da olsa Osmanlı’nın ilgi ve hâkimiyet bölgeleri olduğunu görürüz. Avrupalı açısından ise Afrika 300 yıl öncesinden başlayarak, önce köle ve ucuz
işgücü ihtiyacı olarak ilgi alanlarına girmiştir. Keşfedilen Amerika kıtasının uçsuz bucaksız coğrafyası için gerekliydi bu siyah derili insanlar. Bugün Kuzey ve Güney Amerikalı on milyonlarca siyah derili insanlar, Afrika’dan beyaz adamın gemilerle taşıdığı kölelerin torunlarıdır.

Beyaz adam, siyah Afrikalının ülkelerindeki yer altı kaynaklarını keşfettiklerinde ise bütün kara Afrika’sı bu adamların çizmeleri altında çiğnenmiştir. Batılı adamların güçlü devletleri,Bütün Afrika’yı önce misyonerleri, sonrada askerlerinin postallarıyla parsel parsel böldüler, kendi aralarında paylaştılar. Ne diyordu siyah bilge adam; ”Beyaz adamlar geldiğinde, onların elinde İncil, bizim elimizde kendi topraklarımız vardı.Şimdi ise bizim elimizde İncil, onların elinde ise bizim topraklarımız var.”Osmanlı devleti etki alanında kalan Kuzey Afrika bölgesinden bizleri çok kolay çıkardılar. Zaten Balkanlar’da, ölüm kalım savaşlarımız vardı, yorgun ve güçsüz düşmüştük. Akabindebaşlayan 1.Dünya Savaşı’ndan sonra da Kuzey Afrika ve Ortadoğu’dan tamamen çıkarıldık. Afrika hikâyemiz tamamen bitmişti. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin de Afrika’yla uzaktan yakından ilgisi kalmamıştı ve Afrika’yı da gündemimizden çıkarmıştık. Sadece 1974’teki Kıbrıs savaşından sonra, Kıbrıs davası için BM ve uluslararası zeminlerde taraftar bulabilmek umuduyla hatırladık Ortadoğu ve Afrika’daki İslam ülkelerini. Kapılarını çaldığımızda her iki tarafın fark ettiği ise, birbirimizi çoktan unuttuğumuzdu. Gözlerden uzak olanlar, gönüllerden de uzağa düşmüştü.

Sonra başka şey oldu.2005 yılıydı, Türkiye Cumhuriyeti, birdenbire Afrika kıtası açılımı başlattı. Başbakan R.Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’dü. Kısa sürede,13 olan elçilik sayısı 39’a çıktı. Bütün Afrika kıtası ülke ülke Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Dışişleri bakanlarınca defalarca ziyaret edildi. Onlar devamlı geldiler. Biz Afrika’yı, Afrika’da bizi yeniden karşılıklı keşfettik. Ne vardı kara Afrika’da, niye oralara ilgi duyuyorduk ki? Son 10 yılda Afrika’ya yaptığımız karşılıksız yardım ve yatırımların tutarı 4,5 milyar doları geçmişti. Boşuna mı ilgi duymuştuk Afrika’ya? Afrika kıtası 30 milyon kilometre kare yüzölçümü ve 1,1 milyar nüfusu barındırmaktadır. Başka bir deyişle Afrika kıtası, Rusya (17 milyon km2), Çin (9,5 milyon km2) ve Hindistan (3 milyon km2) toplamı kadar bir araziye sahipti. Avrupa kıtasının 3 misli büyüklüğündeydi. Uçsuz bucaksız tropikal ormanları ve bakir, mümbit, verimli topraklarıyla, teknik tarım yapıldığında dünyayı doyurabilecek kapasiteye ulaşabilirdi. Keşfedilmeyen yer altı madenleri keşfedilenlerden kat kat fazla kabul ediliyor.

Böyle bir kıtaya Türkiye’nin gösterdiği ilgi ve alaka, oldukça gecikmiş olsa da çok yerinde bir hamledir. Geçmişteki Osmanlı devletimiz gibi Türkiye Cumhuriyeti de sömüren ülkelerden olmamıştır. Açlıktan, hastalıktan ve yokluktan kavrulan Somali’nin çığlığını duyan ve harekete geçen ilk ve tek ülke Türkiye olmuştur. Her türlü insani, teknik, mali yardım yapan Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ve Türk sivil yardım kuruluşları, sadece Somali halkının değil, bütün ezilen Afrika kıtasının takdirini kazanmıştır. Bütün bu yapılan karşılıksız yardımlar Türkiye ve Afrika kıtasının tarihi buluşmasına sebep olmaktadır. Siyah Afrikalı, diğer beyazlara benzemeyen bambaşka beyaz insanlarla tanışmaktadır. Bu insanlar onlara kendi dileriyle selam vermekte, onlarla sofralarını paylaşmaktadırlar. Tarih yeniden canlanıyor gibidir. 10 yıl öncesinde 3 milyar dolar olan ticaret hacmimiz ise bugün 36 milyar doları bulmuştur.

Ticari ve siyasi ilişkiler her geçen gün büyük bir ivme ile artmaktadır. Amerika, Fransa ve İngiltere, Afrika’da yeni nüfuz mücadelesine girişirken, Avrupalının yerini almak üzere olan Çin ve Hindistan’ın yeni alternatifi ise Türkiye olmaktadır. Türkiye, Afrika için daha güvenilir, daha kendilerine yakın buldukları, daha çok güvenilen ortak olacaktır. Gidişat bu yöndedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu günkü yöneticilerinin attığı tarihi tohumların semeresini gelecek nesillerimiz görecektir. Yaşadığımız asır, Türkiye ve Afrika’nın birlikte yükselişinin asrı olacaktır. Belki zor olacaktır ama engellenemeyecektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.