Bayram günü ne yazılır? Herkesle bayramlaşınız, küskünlüklere son veriniz. Büyüklerinizi ziyaret edip dualarını alınız, öyle mi?

“-Bir başka önemlisi sıla ziyaretleri yaprak özlemleri gideriniz.”

İnsanlar  -özellikle ülkemizde-  göçmen kuş örneği  “geçim kavgası” peşinde gurbet ellerde dolaşıp durur oldu. Bu eskiden beri süre gelen bir süreç… Bundan 50-60 yıl önce insanımız maden ocaklarını geçim kapısı yapıp yerin yüzlerce metre altında rızık ararlardı. Ararlardı ve sapasağlam ciğerlerini kömür tozu ile doldurup “maden hastası” olarak hanesine/evine, eşine, çocuklarına, yakınlarına kavuşurdu.

Her öksürüşünde ciğeri sökülür, kan kusar, çok yaşamazlardı.  “Genç ölümler” yaşardı haneler. Eşler dul, çocuklar yetim kalırdı. (Tam da bayram günündeyiz, rica ediyorum mezarlık ziyaretinizde bir inceleyiniz bakalım kaç  “maden hastası”  olarak terk-i hayat yapmışlarımız kaç kişi?)

Diyeceksiniz, şimdi “maden hastası” kalmadı. Doğru… Kalmadı ama madenlerde grizu, iş kazası, daha çok kazanmanın yarattığı hırs ve ihmallerden madene girip de sağ çıkan kaç kişi? Neyse bu konuyu biraz daha uzatırsak siyasete girecek ki bundan hiç hoşlanmıyorum. “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” diyen anlayış var aramızda maalesef. Bunu bilmek yeter.

İnsanın rızkı “tebdil-i mekan”la artarmış ya; eskiden tahta bavulunu kapan maden ocağında soluğu alırken  en az bir yıl çalışma temposuna girerdi. Ne diploma, ne belge, ne sertifika… Tak kaskı, al kazmayı,  madenci fenerini,  dal maden ocağına…

                                                                        X   x   x

Şimdi, -özellikle gençlerimiz-  bir değil birkaç fakülte bitiriyor. Elinde çift diploma, kurs belgeleri, sertifikalar, başarı belgeleri… Türkçeyi iyi konuşması yetmiyor  İngilizce, yanında bir yada bir başka dil daha bilirse CV’si “geçer not” alıyor. O da geçer not değil, onun gibiler arasında “temsil gücü”ne, davranış yeteneğine, işe uyumuna bakılıyor. Yani, ekmek aslanın ağzında iken bu kez midesine kaçmış… Onu oradan alacak yetenek/hüner ve sabır da çok önemli şimdi…

Çok güzel… Bunların hepsi var. İşe başladınız. Önünüz açık, ilerleme arzunuz hep içinizde yaşıyor. Hakkınız da… Şef iken, amir; amir iken bölüm başkanı, müdür yardımcısı, müdür ve genel müdür oldunuz. Bitmedi ki… Yaşam devam ettiğine göre burada da “Ooh… Genel müdür oldum” deyip yan gelip yatmak yok. Bir evin babası gibi pozisyonda tüm birimlerin şaşmaz bir saat gibi tıkır-tıkır işlemesi, tüm personelin sorunları, kâr/zarar grafikleri, mizanlar, bilançolar… Hepsi ama hepsi sizin düşünce alanınız içinde, gece düşlerinizde, gündüz sorumluluğunuzda…

Yaşam işte böyle… Hangi dalına ötmeye kalksanız mutlaka notasını bileceksiniz. Kendi başına buyruk olmakla nereye?

Ama asıl anlatmak istediğim bu değil. Yaşamın giderek zorlaştığını, taşı sıkıp suyunu çıkaracak güç ve sabrın olması gerektiğini anlatırken aradığımız “iş”in elimizin altında değil, gurbette olduğunu anımsatmak istedim. Ne yazık ki yanlış sanayileşme nedeniyle  insanımız kendi eliyle yarattığı yapay iş alanlarına akın etme durumunda bırakılıyor. Bugün de aynı yanlışlık üzerinde yeni katlar atılıyor. Yeni yeni sanayi kentlerini Orta Anadolu’da, Karadeniz’de, Güney Doğu’da, Doğu’da yaratacak yerde  Ege’de, Marmara’da yatırım yaparak içgöçmenlik olayını tetikliyoruz habire…

O zaman da yurttaş geçim kapısı görüp, “Taşı toprağı altındır” dediği İstanbul’a kapağı atıyor. Atıyor atmasına da kendisi gibilerin yaşadığı sosyal bunalımın ortasında soluk almaya çalışıp ekmek kavgasına tutuşuyor.

Bugün ülkemiz böyle yurttaşlarımızın yollara döküldüğü, sılaya kavuşma özlemi yaşadığı bir gün ayrıca… Yolculuk yapan yurttaşlarıma sılaya kavuşmalarını; bu kutsal bayramın ülkeme barış , bereket, hoşgörü, sağlık ve mutluluk getirmesini diliyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com