Bu hafta PKK ile pazarlıklar ve Osmanlıca tartışmalarıyla geçti. Doğrusunu ararsanız haftalar nafile tartışmalarla geçmiyor. Her bir başlık Başkanlık sistemine giden yolda önemli bir işaret veriyor.

Aslında Türkiye başlıklar halinde Başkanlık sistemini tartışıyor. Çünkü Başkanlık sistemi demek sadece Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ve bazı yetkilerinin artırılmasından ibaret değildir. Kanun çıkarma ve hükümet etme yöntemlerinin çok ötesinde reformlar dönüşümler gerektirir. Belki en önemlisi ve en sonuncusu zihniyet dönüşümü gerektirir. Türk insanının yüz yıl boyunca oluşturduğu bakış açısını değiştirmesi anlamına da gelir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sistemin yasal olarak değiştiği gün Türkiye’nin toplumsal ve kurumsal olarak hazır olmasını istiyor. Bu yolda ciddi adımlar atıyor.

Kürt hareketiyle sürdürülen müzakereler, en sonunda tüm Türkiye’de yerel yönetimlerin güçlendirilmesi noktasına gelecektir. Sadece Diyarbakır merkezli bir eyalet oluşturma çabaları, bir müddet sonra Türkiye’nin sağlıklı ve kontrollü bir şekilde eyalet sistemine geçişini gündeme getirecektir. Kısacası Türkiye federasyon benzeri yeni bir yapılanmaya hazır olmalıdır.

Osmanlıca tartışmaları da Yeni Türkiye’nin Osmanlıyı anlamaya, onu modern zamanda taklit etmeye odaklanacağının ilk sinyallerini vermektedir. Yeni sistemi kurmak için Osmanlıyı bir kültür olarak, bir medeniyet olarak benimsemek, ona karşı olumlu olmak, ona küfretmekten vazgeçmek gerekir. Tam anlamıyla bu sürecin adımları atılıyor.

Dikkat ederseniz yine bu hafta, Başkanlık sistemi için Başkanlık Sarayı’nda kurulması gereken bürokratik yapılanma da başladı. Erdoğan Saray’da Başkanla yönetim kademeleri arasında koordinasyonu sağlayacak Başkanlıkları kurgulamaya başladı bile.

Başkanlık sistemine geçiş için verilen sinyaller, atılan adımlar belki bugünlerde biraz hızlandı, ancak en az beş yıldır hep devam etti. Zaman zaman resmi tarihin sorgulandığı günleri hatırlayalım.

Dikkat ederseniz Erdoğan en son yapılan belediye seçimlerinde eski bakanları ve milletvekillerini illere göndermeye, illerde belediye başkanı yapmaya gayret etti. Bu amacını tam olarak gerçekleştiremedi, düşündüğü İzmir ve Hatay gibi kritik illeri kazanamadı. Ancak amacı güçlü yerel yöneticilerdi. Çünkü Başkanlık sisteminin en önemli yönetim taşlarından biri de yerel yöneticilerin, valilerin seçimle işbaşına gelmesidir.

Doğrusunu ararsanız, dünya dengeleri de başkanlık sistemini ve federasyon tarzı bir yapıyı dayatıyor. Türkiye’de milletin ekseri çoğunluğu Ortadoğu’da lider olmamıza, İslam devletlerine önderlik etmemize, yeri geldiğinde onları bizim liderimizin eleştirmesine destek veriyor. Bundan hoşlanıyor. Osmanlı damarları kabarıyor. Küresel ekonominin haritasını çizenler de Türkiye’nin bu eğilimini desteklemektedir. Biraz dik ve bağımsız duruşundan rahatsız olmaktadırlar o kadar.

Ancak hala yapacak çok şey var. Örneğin, farklı mezheplerin ve dinlerin talepleri doğru zeminde konuşulamıyor. Türkiye hala yeni cumhuriyetin tezleriyle yol alıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yeni Türkiye’ye adapte olabilmesi için acilen yeniden yapılanması ve diyanet işlerini düzenleyen ve denetleyen daha genel bir yapıya bürünmesi gerekiyor. Milletin dininin devletin tekelinden alınarak millete geri verilmesi gerekiyor. Mahalle kültürünün güçlendirilerek, ibadethaneler ile mahalle arasında bağ kurulması, devletin bu ikisinin arasında çekilmesi gerekiyor. Bu tür bekleyen reformları çoğaltabiliriz.

Trabzon Başkanlık Sistemine Hazır mı?

Ben bu noktada, Ankara’dan Trabzon’a bu soruyu sormak istedim. Yerel siyasetçiler milletvekili olmak için ve il başkanı olmak için Ak Parti’nin kapısını aşındırmaya başladılar. Peki, neye talip olduklarını biliyorlar mı? Trabzon’u yeni sistemde eski eyalet olduğu zamanlardaki gücüne kavuşturmak için projeleri var mı? Giresun’dan Artvin’e oradan da Erzurum sınırına kadar olan Doğu Karadeniz Bölgesi’ni Trabzon olarak büyütmeye hayalleri yetişiyor mu? Yoksa milletvekilliklerini dağıtırken bile Trabzon’u en az dörde mi bölüyorlar?

Trabzon’u yönetmeye ya da temsil etmeye talip olanlar gelenekleri çok derinlere uzanan kocaman bir çınar ağacını kulaçlamaya kalkıştıklarının farkına varmalıdırlar. Çünkü Trabzon’un kaybedecek zamanı yok. Mesela her taraf demiryolu döşeniyor. Peki, Trabzon, Erzurum, Malatya üzerinden Diyarbakır’a; oradan da ta Şam’a ve Halep’e uzanacak bir hattın mücadelesine başladık mı?

Yeni dönemin milletvekilleri Türkiye’yi yeni bir sisteme taşıyacaklarını unutmamalıdırlar. Bu süreçte kafaları karışıksa ve yürekleri bu sürece dayanamayacaksa şimdiden ortalıktan çekilsinler ve bu millete zaman kaybettirmesinler. Benden söylemesi.

Yolumuz ve bahtımız açık olsun…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.