Sabahleyin kalktığımda kümes hayvanlarımın yemini vermektir ilk işim... Kümes hayvanları derken çiftliğim var da orada sürü-sürü ördeklerim, kazlarım var sanmayınız. Keşke öyle bir çiftliğim olsa istemez miyim? Çiftliğim yok ama dere kenarında bir evim ve sayısı 20’yi aşan tavuklarım, horozlarımız var.

Sabah-sabah horozlarla, tavuklarla buluşmak, onlara elinizle yem vermek... Onların size güven duyup avucunuzun içindeki mısır, buğday tanelerini gagalayıp almaları... Sizin arada bir hoşunuza giden bir tavuğu/ horozu yakalayıp sevmeniz... Yakaladığınız tavuğun elinizden kurtulmak için ciyaklayıp bağırmasına gelen horozun onu sahiplenip sizi gagalamak istemesi... Hele de öğle üzeri folluğa gidip henüz soğumamış yumurtayı alıp sıcaklığını ellerinizde duyuşunuz. Herkesin yaşamında böyle hoş zaman dilimleri olduğunu biliyorum.

Çiftçi bahçesine serptiği ekinin bahara doğru boy atışını tarif edilmez bir zevkle izler. Fırıncı da öyle... Ürettiği ekmeğin kaliteli oluşunun gururunu, iç huzurunu fırından kürekle çıkardığı zaman duyumsar. Çayocağı işleticisi de çayını dem alışından keyif alır. Şoförün 10 tonluk yük altındaki kamyonunun rampayı tıkanmadan tırmanışı sırasında bildiği türküyü/şarkıyı mırıldanışındaki keyfi ancak yaşayan bilir. Daha nice örnek var böyle...

Hayvanlar dünyası ile insanlar dünyasının benzerliklerini düşünürken ilginç bir olay yaşadım geçen gün. Dedim ya, tavuklarım, horozlarımız var diye... Geçmişte köpeklerim de vardı. Ama insanoğlu hep aynı ayar değil ki, Caş adlı köpeğimi bir gece kurşunladılar. Çi adlı olanını ise zehirlediler. Kızmak, öfkelenmek ne yarar getirir ki?.. Ailecek aylarca üzüldük. Şimdilerde sabahları horoz sesiyle uyanmak güzel bir başlangıç oluyor yaşama... Tavuklarıma, horozlarıma yem attığımda pek çok güvercin de ortak oluyor onlara... Hemen uçup geliyorlar bir yerlerden yem saatinde... Geçen gün yemlerini vermiş, pencereden tavukların güvercinleri kovuşlarını/kovalayışlarını seyrettim uzun süre... Sonra gazetelerimi okuyup pencereden dışarı ne var, ne yok merakı ile bakarken taflan ağacının dibinde bir hareketlilik gördüm. Önce ne olduğunu çözemedim, gözlüklerimi alıp dikkatlice baktım. Aaaa... Bir atmaca bir güvercini yakalamış, gagasıyla tüylerini yolup, vücudundan kopardığı parçaları yiyor... Önce şaşırıp kaldım. Sonra düşündüm, ne yapabilirim diye... Bir şey yapmadım. Bir süre öyle pencere önünde durup atmacayı seyrettim. Yemini bitiren atmaca daha sonra uçup gitti.

Yaşam ilginçliklerle dolu... Ortadoğu’ya Batı’dan gelen canavar atmaca yakaladığı güvercini parçalayıp yiyor, yutuyor. İnsanlık da sadece seyrediyor. Yalanım var mı?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com