10 Ocak Cumartesi günü “Çalışan Gazeteciler Günü” yaşandı tüm yurtta… Ama ne gün!.. Hangi aklı evvel -şimdilerde böyle tiplere ‘akil adam’ diyorlar –çıktı da gazetecileri ‘çalışançalışmayan’ diye iki gruba ayırma şaşkınlığına düştü? Düştü ve bu yanlışlığın peşine gazeteciler de takıldı.

Gazeteci nihayetinde –ama beyinsel, ama bedensel- çalışan insan… Bu gruba dâhil insanlardan sadece iş başındakileri dikkate alıp ya da düşünüp, “Çalışan Gazeteciler Günü” kutlamak mantıklı bir iş mi? Ya da doğru bir eylem mi? Dikkat ettim, Cumartesi günü büyük-küçük kentlerde yerel yöneticiler kentlerinin gazetecilerini kahvaltıda buluşturdu. Yerel yöneticiler gazetecilere ajanda ve benzeri armağanlar, kimi yerlerde gazeteciler de karikatür, fotoğrafla karşılık verdiler. Bir tür ödeşme, “yük altında kalmama…” gibi bir durum…

Her neyse… Ama benim gücüme giden ne biliyor musunuz? “Ölen ölsün, kalan sağlar bizimdir” anlayışını egemen kılıp işinden olan, atılan gazetecilerin varlığı/sayısı giderek artarken “Çalışan Gazeteciler Günü” kutlamak… Sanki “Altta kalanın canı çıksın…” gibi bir vurdumduymazlık geliyor insana. Çalışmıyor mu? Adaaam ne olursa olsun. Dilerim, gelecek yıllarda Gazeteci Cemiyetleri, yerel yönetimlerin “Çalışan Gazeteciler Günü” kutlama çağrılarını; çalışmayan, çalıştırılmayan, işten atılan arkadaşlarını/üyelerini de düşünüp “kendi aralarında” yakışan bir meslek günü olarak hep birlikte yaşarlar.

Bugünkü kutlamalar gazetecileri bir vesayet altına çağırma ya da sokma gayreti olmuyor mu? Gazetecinin bağımsızlığını biz kendimiz ihlal etmiyor muyuz bu günkü uygulamayla?

Gelelim “Seyahat-i Avrupa”ya… Belçika’da her alanda olduğu gibi basın/medya düzeni çoktan yerleşmiş/oturmuş belli kurallar üzerine. Gazeteler arasında meslek ilkeleri açısından saygın bir ortam yaratılmış, herkes buna uymada azami özeni/itinayı gösteriyor. Öyle kupon, promosyon, satış hileleri gibi alavereler-dalavereler yok. Gazeteci bilgili olmak sorumluluğu yanında mesleğinin onurunu baş tacı yapıyor, işini seviyor, bunun için de seviliyor.

Yaygın (Dağıtımı ülkeye yapılan) basından çok yerel basın/gazeteler ilgi topluyor/okunuyor. Zaten hemen herkes Flamanca ve Fransızca yanında mutlaka İngilizce bildiği için diyebilirim ki kimi yerlerde - çoğunlukla- Fransız ve İngiliz basını okunuyor. Yeri gelmişken hemen belirteyim, Belçika basınının çizgi roman yayınlama geleneği çok eskilere gidiyor. Bu da dünyaca ünlü çizgi roman çizeri Herge’den kaynaklanıyor. Herge, bizim TEN TEN, Belçikalıların TIN TIN diye tanımladıkları çizgi romanın çizeri. Düşünebiliyor musunuz, TIN TIN çizgi roman olarak taa 1929’da yayınlandı. TIN TIN Belçika’da bir ulusal kahraman olarak algılanıyor dersem yanılmış olmam.

Brüksel’e 20 km. uzaklıkta çizer Herge ve TIT TIN için öylesine muhteşem bir müze kurdular ki anlatılır gibi değil. Tabii ki ziyaret paralı… Parayı kırıyorlar. TIN TIN ürünleri pahalı olmasına karşın kapışılıyor. Brüksel kent merkezinde de Belçikalı tüm çizgi roman çizerleri için de şahane bir müze yapmışlar. Buraları gezmek de ücretle… Ama değer doğrusu… Sanatçıya değer vermenin karşılığı bunlar.

Batı’da, kentler önce sanatçılarıyla anılıyor. Bunu yöneticiler bir anlayabilse…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com