İşin ucu göründü gibi… Yeniden seçim var ufukta.  Koalisyon arayışlarında yaşanan  “oy kaybederim korkusu”nun geldiği noktada siyaset tıkandı. MHP baştan kurulacak bir koalisyon hükümeti için “Yokum!..” işaretini vererek  CHP’yi gösterdi.  Ancak,   CHP ile kurulamazsa  “… ülke çıkarları için ben varım” diyerek kapıyı açık bıraktı.

      Seçime gidilirse ne olur?  Bu soru kafaları yoruyor  şimdi.  Ben söyleyeyim, değişen bir şeyler olur elbet, ama demokrasi anlayışında bir farklılık, farklı bir algılama olacağı beklentisine gitmek saflık olur. Seçim,  öncekiler gibi  “horoz dövüşü” şeklinde  “senin horozun, benim horozum”  kavgası havasında geçer. Tabii ki partilerin oyları azalır-çoğalır, ama seçim algılaması konusu “eski tas, eski hamam”  devam eder.

                                            x   x   x

      Demokrasi deneyimlerimizde aşamadığımız ya da yıkamadığımız barajlar yanında “bilenle bilmeyeni eşit görme hastalığımız”  var maalesef. Yıllardır devam ediyor maalesef.  Bir tür görme özürlüye yapılacak pilav için pirinç seçtirme işi bizim uygulamamız.

      Batıda demokrasi gelişim tarihinde örneğin,  kadınlara ve okuma bilmeyenlere uzun yıllar  seçimlerde oy kullanma hakkı verilmedi. Buna gerekçe olarak da  “çoğunluğun cahil olan ülkelerde bir milletin kaderi cahil çoğunluğun eline teslim edilemez” görüşü gösterildi. Sonuçta ilerleyen yıllarda kapalı tutulan kapılar yavaş-yavaş açıldı, ileri demokrasiler oluştu, böylece…  Fransa’da  “Fransız devrimi”nden  bir buçuk yüzyıl sonra, yani yirminci asırda herkese ayırımsız olarak seçme seçilme  hakkı verildi.

      Yanlış anlaşılmasın, kadınlar oy kullanmasın demiyorum. Tabii ki kullanmalılar.  Okumuş, üniversite sıralarında dirsek çürütmüş, ömür tüketmiş bir bayanın elbette okuma-yazması kıt bir erkek yanında  üstünlüğü/farkı  işte böyle yerlerde, seçimlerde, sandık başında olmalı…

      Ülkemiz adına, eğer böylesi kültürlü, donanımlı seçmenlerle seçim yapılırsa, elbette  bugünkü Meclis’ten çok daha farklı, demokrat anlayışla dolu bir kadroyu ülkeyi yönetirken işbaşında görürüz. Yok,  “böyle gelmiş, böyle gider” anlayışıyla davranır, Batının demokrasiyi geliştirme aşamalarını  uzun atlama yapıp,  başarı için heveslenirsek bugün içinde bulunduğumuz manzarayı çok daha yaşar-gideriz.  Önemli olan ve çoğu zaman yeri geldiğinde kullandığımız “Biz bize benzeriz” örneğindeki kendi benliğimize dönük,  kendi bünyemize uygun demokrasi yöntemini gelişmiş ülkeler örneklerini de dikkate alıp uygulamaktır hüner. Bunu maalesef bugüne değin başaramadık. Demokrasi yolundaki siyasi mücadeleyi; hep birbirimizi çelmeleme, önünü kesme ve de koltuktan kalkmama  kuşkusu/endişesi içinde yapmadık mı? Sonuç ortada… Kılavuza gerek var mı?

      Seçme eylemi… Sıradan bir olay değil tabii ki…  Karpuzu/kavunu seçerken bile yöntemini bileceksiniz. Kısacası, neyi  ve niçin seçeceğini bilmesi gerekir kişinin. Yoksa, “Bu benim horozum…”  kör anlayışıyla kişi/ler  sahiplenip sandığa oy atmakla  gerçek demokrasiyi bu ülkeye geleceğini beklemek hep bir “ham hayal” olarak sürer gider. Altmış yıldır kendi-kendimizi kandırmıyor muyuz?

      Bayram  günü niçin mi böyle yazdım?  Güzel ülkemde bir de gerçek demokrasi bayramını yaşamak için…

      Ramazan bayramınızı içtenlikle kutluyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.