Dün bayram namazından çıkıp eve dönerken Karadeniz’in dağlarından/tepelerinden tabanca sesleri kulağıma gelince Yahya Kemal Beyatlı’nın “Bu top sesleri nereden geliyor/Belli ki Barbaros seferden dönüyor” dizelerini anımsadım.

Belli ki, camide bayram namazını kılanlardan kimileri evlerine dönerken havaya ateş ediyorlardı bayram sevinciyle...

Havaya ateş etmek...

Yani, boşuna yere ve anlamsız bir eylem...

Yazık!..

Yıllardır süregelen ve giderek boyut kazanan anlamsız bir sevinç gösterisi...

Bayram sevincinin bir ifadesi olarak tabancayla havaya ateş etmenin ne gibi bir ilgisi var? Birisi açıklasa da anlasak...

Tak!.. Tak!.. Tak!.. “On altılı” ile havaya bir şarjör mermiyi sıkmak... Sıkanlara sormak gerekir belki, “bu nasıl bir haz/keyif” diye...

***

Fi tarihinde Trabzon’un ilçelerinin birinde kurtuluş bayramı kutlanacak.

Sıkıyönetim günleri... Öyle eskisi gibi değil... Kutlama komitesi başkanı ilçe kaymakamı, havai fişek gösterisi yapılamayacağını, bunun için malzeme bulamadıklarını açıklayınca herkesi bir üzüntü alır.

Öyle ya, havai fişek/maytap gösterisi yapılmadan bayram mı olur?

Kutlama komitesinden Temel, soruna çözüm bulmuş olmanın heyecanıyla kaymakama öneride bulunur:

“-Kaymakam Bey, olsun bobağın canı içun... Havai fişek yok ise, o zaman tabanca atalım da, bayramumizi şereflendirelum.”

Tabii ki, oradakiler gülmekten bir hal olur.

***

Karadenizli silahı sever, onu iyi kullanmayı da bilir. Keskin nişancılık konusunda da iddialıdır ayrıca...

Bunlar güzel de...

Bayramda tabanca ile havaya ateş etmek ne demek?

Hem de gün boyu...

Keşke, dün camilerimizde bayram namazı öncesi bu gereksiz havaya ateş etmenin israf ve de yakışıksız olduğu, bayramın manevi havası ile bağdaşmadığı konusunda Hoca efendiler bir uyarı yapsalardı.

***

Bayram günlerinin barışma günü olduğu belirtiliyor hep...

Doğrudur... Barış yaşamın kendisi, ruhudur da...

Ama barışın anlık bir tokalaşma, bir kuru öpüşme olarak yaşandığını, o an sonrasında yine eski havaya dönüldüğünü görüp üzülüyor insan.

Karadeniz’de çoğunlukla arazi anlaşmazlıkları nedeniyle küskünlükler/dargınlıklar ve de düşmanlıklar yaşanır.

Hoca efendi kürsüden küskünlerin/dargınların barışmasını istiyor/diliyor.

Ki bu doğrudur... Ama çoğunluğu kadastro uygulamalarından kaynaklanan anlaşmazlıkların/ küskünlüklerin giderilmesini istemeyenlere ne yapsın hakkı gasp edilenler?

Kendimden örnek vereyim de başkaları üzerine alınmasın.

Kadastronun yaptığı bir yanlış sonucu yüzde 100 hak kaybına uğradım. Paydaşlarım hakkımı gasp ettikleri halde mahkemede gelip tanıklık yapmadılar. Yani, Allah kelamı kitabımız Kuran-ı Kerim’in tanımıyla doğruyu söylemediklerinden “dilsiz şeytan” olmayı tercih ettiler.

Bakıyorum, bu hak gasp edenler, camide en ön safta yer kapma yarışına giriyorlar cemaatle...

Böylelerine küs tutulmayacak da, ne yapılacak?

Bu husus açıklama bekliyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com