Beklemek nasıl bir durumdur?

 Size soruyorum ama önce  -kendi açımdan-  ben anlatayım.  Beklemek… Hangi alanda, ne tür “bekleme?

  Elbette her kişinin konumuna ve olanaklarına göre farklı-farklı beklentileri var yaşamdan.      

Durakta ya da pastanede sevgili beklemek…

 En güzeli de bu idi gençliğimde.  Sevgi seline kapılmış gönüllerin buluşması…

 Gönüllerde bahar çiçeklerinin açması…  

“Ilık Nisan yağmurları” gibi karşılıklı söylemlerle geçen, ama hiç unutulmaya dakikalar. Bir aşk romanı yazmak ama farkında olamamak…

 Yaşamdan beklemek…  

Ana kucağından okula/okullara koşarken hep düşsel bir sele kapılmışlık hali. Yuvadan uçmak isteyen yavru kuşların minik yüreklerinin heyecanı…

Uçmayı öğrenmek ve uçuuup gitmek…

 İç dünyamızın pembe renklerinden ton seçebilme heyecanı/ mutluluğu…

Sonra yorgunluktan değil, sizin beklediğiniz kapıların kimilerinin kapalı oluşunun hüznü…

 Acı gerçekler.  Zorunlu olarak farklı renkler tercih etme durumunuz. Ulaşamamaktan doğan bir hüzün romanı… Bilgi donanımını tamamlamış, iki ayağı üzerinde sağlıklı duran, yaşamı kucaklamaktaki heyecan ve sevgisiyle ülkeye, ülke insanına olan sevgi ve saygının karşılığını bir borç bilip bunu ödemeyi düşlemek…  Bu borcu alkış beklemeden siyaset yoluyla ödemeye kalkmak…  Ama ne mümkün…   Önce “siyaset ağaları”na olmayan ama ödenmesi gereken borcunuz, benliğinize sinen “vefa duygusu”nu bir güve gibi hemen yer, bitirir o an. Beklemeye mahkûm olmak… Bahçeye dikilen ağacın meyvesini gece başkalarının toplaması gibi…        Yeni beklenti/umut romanları yazamamak durumu…       Sıra beklemek…  Sabır isteyen bir gönül sorunu…  Şans kapısını aralamak için piyango bileti ya da loto kuponu kuyruğuna girmek…  Kişinin kendi iç dünyasının zenginliğini maddi olarak cepte/cüzdanda görme düşü,  durumu…  Bilet ya da kuponla hep pembe dünyalar ufkunda uçacak kanatların kırık çıkışı…        Umut keşidelerine/çekilişlerine devam aboneliği…

     Yaşamın en acil anında uçakta bilet bulamamak, gişeden tiyatro/sinema/maç bileti alacakken sıra size geldiğinde “bitti…” durumunu yaşamak...

 Karşılaşma bitti-bitiyor, mutlaka kazanmak gibi bir koşulla oynuyor, tam da o dakikada  “-Goooolll!” diye  tribünleri ayağa kaldırmak…  Ama tiz bir düdüğün  “Dur!.. Ofsayt!..”  diyen sesi…  Bundan sonra “önümüze bakacağız…” beklentisi…

                                                   ***

Düşsel dünyamızın daha-daha nice zenginliğini kimi zaman kendi bilgisizliğimiz/ yeteneksizliğimiz sonucu ya da bizim dışımızdakilerce “bekleme konumu”na geçtiğini yaşarız hep acıyla… Bu noktada;  kişinin  “iç güven” kaynağını bilgi ile zenginleştirirken onu yaşama bağlayacak “yetenek pınar”ını da deneysel birikimle beslemesi/bilemesi gerektiği gerçeğini unutmamak  gerekiyor.  

                                                          ***

Yarım yüzyıl önce bir köyde komşu kasabaya gitmek için at binmem gerekti.  O güne değin hiç ata binmemiştim. İlk denememde bir taraftan zıplayıp eğerin üzerine atlamak istememle öbür tarafa düşmem bir oldu. Meğer atın eğerinin kolonu gevşekmiş, sıkılmamış. Tabii ki ikinci denememde başardım. N’olur, bana biriniz söyleyiniz, şu demokrasi denemeleri ne zaman bitecek bu güzelim ülkede? Bekleye-bekleye “derviş” olduk ama gerçek demokrasi çorbasını bir türlü tadamadık.

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com