İletişim alanında yaşaman atılımları yakalama konusunda toplum olarak moda sevdaya yakalanmışız yıllardır. Cep telefonlarının en yenilerini almak için olanak/imkân düşünmeden, borç/harç demeden saldırıp, yarış yapıyoruz birbirimizle...

      Bilgisayar işinde de öyle…

      Masaüstü …  Dizüstü…  Tablet… Mini mini… Falan-filan…

      Teknolojideki yarışın ürünleri bunlar… Kim bilir daha nice türleriyle nice kolaylıklar gelecek yaşamımıza?

                                                                     X    x     x

      1960’lı yıllardı. İşçilerimiz için Avrupa kapıları açılmış… Kafile-kafile insanımız ama usta, ama çırak ne varsa trenle Kapıkule’den Avrupa’ya akın ediyordu. Eskisi gibi, kalkanlı, kılıçlı, atlı, arabalı değil…

      Özellikle  o zamanki adıyla Batı Almanya  işçilerimizin gelişi için  tren garlarında, fabrikalarda büyük-küçük törenler düzenliyor…   Bir keyif ki sorma…  B.Almanya  çalıştıracak işçi bulmakla, Türkiye  işsizine iş  bulmakla mutlu/keyifli… En çok da Türkiye tarafı… Çünkü  Avrupa’dan oluk-oluk döviz akacak ülkeye… Ekonomide  “har vurup, harman savurma” dönemi yaşayacak siyasiler.

      Neyse bu konu çok uzun… Epey söz kaldırır.

      İşçilerimiz Avrupa ülkelerinde rızık arar oldu ya, yurda dönüşlerinde hediyelikler yanında transtörlü mini radyolar, önce büyükleri, sonra küçüle-küçüle  ceplere girebilen boyutta ses alma cihazları/teypler… Fotoğraf makinelerinin görülmedikleri…  Daha nice elektronik cihazlarla bu yoldan tanıştık.

      O dönemde işçilerimizin beraberlerinde getirip kent ve köy camii minarelerine ezan uzaklardan da duyulsun diye monte ettikleri hoparlörlerle tanıştık…  Sevinmedik de değil… Tıpkı o zamanlar kent merkezlerine kurduğumuz çimento fabrikalarının mutluluk heyecanı gibi… Neyse konuyu dağıtmayayım. Hoparlörler namaz vakitlerini duyuruyor ya, kim bundan mutlu olmaz? Herkes namazında/niyazında… Güzel tabii ki… Güzel de,  imam efendi de nihayet insan tabii ki… İmam efendi hastadır, gecikir, çok olağanüstü bir işi zuhur eder, ezanı  -okumaz değil-  okuyamaz. Bu durum köylük yerlerde sık yaşanır olunca soruna, “merkezi sistem” uygulamasıyla çözüm getirilir. İşler yolundadır ve de bizce doğrudur.

       Ama teknolojinin bu uygun kullanımı  -Diyanetçe değil-  yerel yönetimlerce alabildiğince sorumsuzca kullanılıyor şimdilerde…   Beraber yaşadığımız kentlerde belediye hoparlörlerinden hemen her gün ve saat tanımadan:

      “-Lütfen dikkat!..  34 AUT 0642 nolu ‘araç’ sahibi aracınızı park ettiğiniz yerden lütfen alınız.”  Bir kez değil, günboyu bu tür rahatsızlık yaratan anlamsız duyurular…

       “-Üstüaçık köyünden merhum  Ömer Kalkkaçoğlu’nun eşi merhume Zülfiye Hanımın ruhu için köy camiinde mevlit okunacaktır. Bütün din kardeşlerimize duyurulur.”

      “-Şehrimiz eski esnafından merhum Cemal Kuşkonmaz’ın oğlu Harun Kuşkonmaz Hakk’ın Rahmetine kavuşmuştur. Cenazesi Pak köy Camiinde öğleyin kılınacak cenaze namazından sonra Pak Köy’de toprağa verilecektir. “

       Daha nice duyuru… Teknolojiyi kullanma sakarlığı yaşıyoruz. Bilmiyor, ağzımıza burnumuza, yüzümüze bulaştırıyoruz. Yanlış/yasak yere park eden taşıt -araç değil- niçin çektirilmiyor? Bir kişiye yapılan uyarı niçin genellenerek herkes rahatsız ediliyor, dikkati dağıtılıyor?

       Tamam, ölüm, mevlit ilanları duyurulsun, ya da hoparlör dışında ışıklı tabelalarla bu iş yapılsın da… Peki, yurttaşın mutluluğu olan düğünü, çocuğunun doğumu vb. olayları niçin hoparlörle duyurulmuyor?

      Aman duyurulmasın… Hepten yaşanılır olmaktan çıkar kentler…  Büyük-küçük kent belediyeleri hoparlörlerle yaptıkları ilanları artık bir forma/düzene kavuşturma görevini unutmamalı…

      Aha… Ben buradan vasiyet ediyorum. Ölümüm hoparlörlerle duyurulmasın… Dostlarım sağolsun. Onlar birbirlerini haberdar ederler.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com