“DERLEME Yasası” ne zaman çıktı bilen var mı?  1930’larda… Atatürk zamanında yani…  Seksen yıl geçmiş aradan… Bu yasanın üzerine kaç yama yapılıp günün sorunlarının böylelikle aşıldığını bilemiyorum.

     Ama “Derleme Yasası” yürürlükte yapılan ekleriyle…

     Diyeceğim o ki; güzel ülkem 80 yılda çok evrelerden geçti, bugüne geldi ve de kalkındı. Yurdun dört bir yanına üniversiteler kuruldu. Okuyanı-yazan, araştıranı hayli arttı.

      Ama “Derleme Yasası” ile kurulan ve “Milli Kütüphane” unvanı ile adlandırılan kütüphanelerin sayısı  “Yerinde say!” komutu almış gibi artmadı, öyle kaldı.

       Sevgili okurum, hangi siyasimizin ağzından vaat olarak “Kütüphane açacağız” sözü duydunuz? Elbette ki duymadınız. Oysa yüksek öğrenim kurumları ve bu kurumların öğrenci sayısı artarken genel;  yani “Milli Kütüphane”lerin sayısının da buna paralel artması gerekmez mi?

      Önümüzde seçim gözüküyor. Bu konuyu oy istemeye gelenlere söylemenizi rica ediyorum.

+++

      Artık çekilir tarafı kalmadı belediye anonslarının…

      Hiçbir programa bağlanmadan günün her saatinde ölüm ilanı, mevlit ilanı, oto park ihlal ilanı dinlemekten gına geldi.

      Takdir-i ilâhidir, Allah’ın emridir, insan elbette ölür. Ama bunu en kötü/çirkin şekilde, zamansız, ayarsız hoparlörlerle duyurmanın anlamını ilgililer anlatsa da bilgilensek.

      Hoparlörde  - o zamanlar 27 Mayıs ve 12 Eylül’de dinlemiştim-  sanki ihtilal olmuş, onu duyuran,  hiç akort edilmemiş/çiğ bir ses:  “Lütfen dikkat! Ölüm ilanı… İlçemiz Kara Zirve Mahallesi’den  (Mahalle diyor ama Büyükşehir’in bir garabeti, Sis Dağı’nın eteğinde)  merhum Veysel Semerci’nin oğlu Recep Semerci Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.” Arkası malum… Cenaze namazı, mezarlık falan, filan…

      Ölüm Allah’ın emri… Boynumuzun borcu can verip Allah’ın huzuruna çıkmak… Ama böyle mi? Bir davul-zurna çalınmıyor şimdiki cenazelerde. Bir cenaze haberi gün boyu tekrar-tekrar duyuruluyor, en çirkin şekilde.

      Belediyelerin böyle bir görevi olduğunu düşünmüyorum. Ölen kişinin cenaze namazı hangi camide kılınacaksa o camide sala okunur, ardından ölenin kim olduğu duyurulur cami hoparlöründen.

      Şimdi moda çıktı, dağ taş duyacak… Yas değil, sanki bayram var.

      Mevlit ilanları da bir başka âlem… İşin içine biraz desinler de katılıyor. Herkes gelsinden öte, “mevlit okuttu”  desinler iç böbürlenmesi…

      Bu mevlit çağrıları eskiden nasıl yapılırdı biliyor musunuz? Ölen kişi kent merkezinde oturuyorsa yakınları ölenin fotoğrafının da bulunduğu el ilanları bastırır, bunları yakınlarının evlerine, işyerlerine elden bırakır, mevlide gelmeleri rica olunurdu.

      Şimdi öyle mi?  Hangisi daha nezih/anlamlı?

      Karar sizin…

      Her yapılan eylemin geçerliliği, gelenek ve göreneklere göre uygun olup olmadığı araştırılmadan akla ilk gelen yöntemle yapıldığında “ağza-burna bulaştırma”  gibi durumlar da geliyor kendiliğinden…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.