15 Kasım 1999'da, bundan tam 15 yıl önce, zamanın ABD Başkanı Bill Clinton Türkiye ziyareti sırasında TBMM'de yaptığı konuşmada, "Yeni binyılın ilk yüzyılına girerken, bölge ve bütün dünyada insanların geleceği TBMM'de alınacak kararlara göre şekillenecektir" demişti.

Demişti de biz ne anlamıştık?

Bazıları bunu olağan bir nezaket konuşması olarak görmüştü.

1985’lerde Turgut Özal, "Yirmi birinci yüzyıl, Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar Türk yüzyılı olacak" dediğinde de burun kıvırmıştık.

Konumuza gelirsek; Amerika başkanlarının öyle her yerde nazik konuşma yapması pek de alışılmış bir şey değildi.

Amerika başkanları içerisinde şüphesiz en zekilerinden ve en donanımlarından olan Bill Clinton'ın Türkiye ziyaretinde çizdiği ve yeni binyılın ufkunda Türkiye'ye atfettiği "tayin edici" rolünü, o günden bu güne olan gelişmelere bakarak irdelemek gerekir.

1999 yılını, deprem yıkımının olduğu, Türkiye'nin hem ekonomik hem de siyasal çöküntüsünün tam başladığı yıl diye tanımlayabiliriz.

2002 yılına geldiğimizde ise siyaseten umudunu kaybetmiş, ekonomisi IMF memuru Kemal Derwish'e teslim edilmiş, IMF uzmanlarının Türkiye ziyaretlerinin sömürge valisi edasıyla takdim edildiği, TBMM'ye direktiflerle kanun sipariş edildiği bir dönemi yaşıyorduk.

Peki, Clinton bu Türkiye için mi kehanette bulunmuştu? Dakika bir gol bir... Yeni binyıla mağlup başlıyorduk halbuki...

Sonrasını hep birlikte yaşadık. Millet bu dağınık, hedefsiz siyasi tabloyu yeniden dizayn etti. Yeni bir oluşum istedi ve yeni oluşuma da ısrarla istikrar adına tam 12 yıldır kesintisiz destek verdi. Çok fazla bir süre değildir on iki yıl. Ama bir ülke sadece on yılda, A'dan Z'ye silkinip kendine gelebilirmiş demek ki. Bunlar bütün milletin gözü önünde yaşandı. Türkiye alt ve üst yapısı ile bütün alanlarda en az üç misli büyüme kaydetti.

Şimdi bu adam, yani Clinton, Meclis'te o gün neyi, niçin demişti diye yeniden düşünelim. Hangi potansiyeli bizde görüyordu misafir devlet başkanı?

Evet, biz kendimizi pek bilmesek, pek beğenmesek, hakir görsek de; eloğlu bizi öyle görmüyordu. Bunu yurtdışına bir görev için veya iş için gittiğinizde birçok vesile ile hissedersiniz. 1977’lerde zamanın Ticaret Bakanı Agah Oktay Güner, SSCB'yi ziyaret dönüşünde şu açıklamayı yapıyordu: "Bize Osmanlı heyeti muamelesi yaptılar."

Hani derler ya; yiğit, yiğidi gözünden tanır. Biz ne kadar kendimizin farkında değilsek de, eski ve akıllı rakiplerimiz bizi öyle görüyordu. Elbette haklılardı.

İslam tarihini Türkler olmadan yazamazsınız. Avrupa tarihini de, Asya tarihini de Türkler olmadan yazamazsınız. Ama Clinton daha başka bir şey söylüyordu: "Gelecek yüzyılın senaryosu da Türkiye olmadan yazılamayacak."

Sadece son bir haftalık Türkiye'nin siyasi trafiğine bakacak olursak; G20 Dönem Başkanlığı'nı devralan Türkiye'de, Afrika'dan Güneydoğu Asya'ya Cumhurbaşkanı ve Başbakan ile mekik dokurken; ABD Başkan Yardımcısı Biden, liderlerimizle 4-5 saatlik görüşmeler yapıyordu. Dikte edilen Türkiye yoktu artık. Türkiye Biden'a "Suriye ve Irak senaryonuzu tam olarak önümüze koymazsanız, sizinle aynı yolu yürüyemeyiz" diyordu.

Aralık başında Putin, on bakanıyla Türkiye'ye geliyor. Rusya postmodern 3.Dünya Savaşı'nda cephe ülkelerinden birisi oldu. Rusya'ya çok kötü saldırıyorlar. Artık herkesin bildiği bir realite var ki o da; Batı-Rus mücadelesinin sonucu, Türkiye'nin alacağı tavra göre şekillenecektir. Biz bu coğrafyada geçici bir güç değiliz. Hep vardık ve var olacağız.

Şöyle bir ufuk turu yapacak olursak; Karadeniz'in kuzey kıyılarından, Sibirya buzullarına kadar sadece Türkçe konuşarak gidebilirsiniz. Aynı şekilde Balkanlar'dan Asya steplerine, Bering Boğazı'na, Pasifik'e kadar Türkçe konuşarak gidebilirsiniz.

Rusya Federasyonu, Tataristan, Yakutistan, Hakasya, Karaçay, Kabardey-Balkar, Dağıstan, Başkürdistan Cumhuriyetleri genellikle Türk asıllıların yaşadıkları topraklardır. Ayrıca Çeçenistan, Adıgey, Inguşya gibi cumhuriyetler Müslüman topluluklardır. Yine Udmurtlar, Mordovya, Çirmişistan, Komiler, Buryatlar ve Kalmuklar gibi topluluklar da eski Türk-Fin-Moğol kavimleri olarak Rusya Federasyonu'nda asli unsurlar olarak yer alırlar.

Aslında Rusya Federasyonu, Türk-Rus federasyonu veya Ortodoks-İslam federasyonudur. Rusya'da yaşayan bütün bu dost ve akraba topluluklar, Ruslarla tam bir uyum içerisinde ve aynı vatan bilinciyle yaşarlar

Güneyimize gelirsek; Anadolu'dan Basra Körfezi'ne, Yemen'e, Umman Denizi"ne, Kızıldeniz'e, Akdeniz'e, Kuzey ve Orta Afrika'ya kadar "Selâmun aleyküm" diyerek yol alabiliriz. Her gittiğiniz yerde, her ulaştığınız insan Türk olduğunuzu anladığında selamınıza yürekten "Aleykümselâm" der.

Bütün İslam dünyasının geçmişinde, hayatın her safhasında etkilerimiz olmuştur. İslam'ın bayraktarlığını yaptık yüzyıllardır. İslam'ın kılıcı olduk. Allah şahittir ki bu millet, bu görevleri elinden geldiğince, şerefli bir şekilde yerine getirmiştir. Bizden sonra İslam dünyasının içine düştüğü ve bugün cehennemi andıran görüntüsü de bizim bıraktığımız boşluğu ortaya koyuyor zaten.

Türkiye biraz güçlendiğinde fakire, fukaraya, muhtaçlara ayrım göstermeksizin yıllık birkaç milyar dolar yapabileceğini de göstermiştir. İki milyona yakın Suriyeli mülteci de halen ülkemizde misafirdirler. Daha çok çalışıp, daha güçlü olduğumuzda, dünya huzuruna daha fazla katkı sağlayacağımız şüphesizdir.

Dünyanın büyük kısmında sahip olduğumuz potansiyel gücümüzü ülkemiz ve komşularımız için doğru kullanabilirsek, her şeye rağmen vahşi başlayan bu yüzyılın namusunu kurtarabiliriz diye düşünüyorum.

Haydi hayırlısı...

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
www.karadenizinsesi.com.tr