Beklenen bir operasyondu aslında.

Zira Cumhurbaşkanı Erdoğan her fırsatta, ‘İnlerine gireceğiz inlerine’ diye haykırıyordu.

İn sayılır mı bilinmez ama Zaman Gazetesi’nin Yenibosna’daki plazasında canlı yayın eşliğinde gözaltına alınan gazetenin Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı, harbiden iyi şov yaptı.

‘Özgür basına darbe’ dedi, demokrasiden bahsetti.

İlhan Selçuk, Mustafa Balbay, Ahmet Şık, Nedim Şener, Soner Yalçın götürülürken her şey ne kadar güzeldi oysa…(!)

Demokrasi ve hukuk sarhoşu olmuştu, ‘Bu mu gazetecilik’ diye manşet atıyordu Ekrem Dumanlı.

Şöyle yazmıştı:

“Soner Yalçın, Nedim Şener, Ahmet Şık… Bunlar darbeci miydi, derin yapılarla gizli bağlantıları var mıydı, psikolojik harbin birer parçası mıydı, bazı odakların yönlendirmesiyle kara propaganda yapmışlar mıydı, ülkede kaos oluşturacak bir atmosfere zemin hazırlamışlar mıydı? Bu soruların cevabına bir nefeste ‘evet’ ya da ‘hayır’ demek bu aşamada mümkün değil. Zanlılar hakkında somut bilgilere ulaşıldığında manzara daha da netleşecek.

Ancak bu aşamada bazı prensiplerin hatırlanmasında fayda var: Gazetelerin gazetecilik faaliyetleri nedeniyle soruşturma geçirmesine herkes (sadece gazeteciler değil) karşı çıkmalı; lakin gazetecilik faaliyeti sayılmayacak eylemler söz konusuysa gazeteciliğin bir zırh haline dönüşmesine de müsaade edilmemeli. Türkiye, uzun bir zamandan beri yoğun bir psikolojik harekâtla karşı karşıya. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan başta olmak üzere bazı insanlar etki ajanlarının hedef tahtasında. Şu ana kadar bu insanlar hakkında yalan, iftira, tezvirat, dedikodu nevinden onlarca kitap yazıldı, binlerce yazı yazıldı, onlarca web sitesi kuruldu. Bu amansız kara propagandanın tesadüf olmadığı, derin bir ittifakın emriyle yapıldığı pek çok hadisede açığa çıktı. Ergün Poyraz isimli kişinin bu tarz kitapları kimlerden emir alarak yaptığını ve kimlerin nerede neler ürettiğini Ergenekon soruşturması sayesinde öğrenmiş olduk. Bazı gazetecilerin cuntacı generallerle nasıl bir araya gelip darbe planlarına stratejik destek verdiğini, bu desteği manşetlere nasıl taşıdığını yine bu davalardan öğrendik.

Demem o ki bu ülkede her gazeteci, gazeteci değil; her gazeteci haber peşinde koşmuyor. Bazıları ihbarcılıkla habercilik arasındaki farkı bir kalemde çizip atıyor. O yüzden acele etmeye gerek yok. Paniğe, hiç gerek yok. Dava dosyası teşekkül edecek ve nasıl olsa şeffaf toplum olmanın gereği, her şeyi ayan beyan göreceğiz. Bugün üst perdeden atıp tutan ve duruşundan taviz vererek sağa sola savrulan kişilerin mahcup duruma düşmesi de söz konusu. Başbakan, doğru söylüyor: “Bırakın yargı işini yapsın.” Nasıl olsa kısa bir zaman sonra herkes yargının elindeki belge ve bilgilerine vâkıf olacak. Ya o vukufiyet alelacele konuşanları mahcup ederse? Şu suçludur, şu suçsuzdur demek biz gazetecilerin görevi değil. Bizim bildiğimiz somut bir şey var: Cunta ve darbeciliğin bir ayağı medyadır. O ayak üzerine “hiçbir çalışma yapılmasın” demek, o çerçevede yapılan her soruşturmayı meslekî alınganlıkla göğüslemek, gerçekle yüz yüze gelmekten korkmaktır. “Bırakın…” ki, belgeler, bilgiler, bulgular konuşsun…

Çünkü içinde insan itibarını sarsmak olduğu gibi bazı insanları suçlu gösterip oluşturulan psikolojik hava içinde dava etmek, insanları kara propaganda sayesinde örgütlü suç kapsamına alarak mahkûm etmek gibi hedefler güdülüyor. Bu suç değilse, hiçbir şey suç değil. Bu suça ortak olmak gazetecilikse, yerin dibine girsin böyle gazetecilik anlayışı!

***

Tertemiz duygularıyla, kutsal inançlarıyla bu harekete gönül vermiş insanları tenzih ediyorum.

Fakat bu hareketin bütün mensupları masum ve temiz değil, buna inanmıyorum.

Bugüne kadar bu ülkede subaylar, emniyet mensupları, siyasetçiler, bürokratlar, işadamları, gazeteciler vs. haksız yere hapislere tıkılmadı mı?

Onları itibarsızlaştırmak için her türlü çirkefliği yapan, sahte deliller üreten, insanların telefonlarını dinleyen, mahremini görüntüleyip arşivleyen kim ya da kimlerdi?

İnsanlar ‘suçumuz yok’ diye feryat ederken, ‘Başbakan doğru söylüyor, bırakın yargı işini yapsın’ diyen Ekrem Dumanlı’yı alkışlayanlar, şimdi niye adliye önlerinde eylem yapıyor anlamak mümkün değil.

Bırakalım, yargı işini yapsın o halde, bu panik niye?

***

Ekrem Dumanlı’nın şu sözüne katılıyorum;

“Gazetelerin gazetecilik faaliyetleri nedeniyle soruşturma geçirmesine herkes (sadece gazeteciler değil) karşı çıkmalı; lakin gazetecilik faaliyeti sayılmayacak eylemler söz konusuysa gazeteciliğin bir zırh haline dönüşmesine de müsaade edilmemeli.”

Yukarıdakileri bir hatırlatma olarak kaydedelim ve sonuca gelelim;

Hukuku eğip büken, kendine göre uygulayan, daha vahimi üstünlerin hukukunu savunanlara karşı çıkmazsak, gün gelir gerçek adalete muhtaç oluruz.

Dün ‘üstünlerin hukukunu’ savunan Ekrem Dumanlı ve arkadaşlarının bugün düştüğü hal budur.

Elbette, ‘Oh olsun’ demiyorum.

Dersem, dün onun yaptığını yapmış olurum.

Haliyle ne farkımız kalır ki?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.