“Ben gurbette değilim,/Gurbet benim içimde.” diyor bir şiirinde şair Kemalettin Kamu. Yaşama bir şekilde tutunan herkes, yalnızlığa düştüğü anlarda bir garip duygu okyanusunda yüzer bulur kendini. Yalnızlığının tutsaklığını yaşar kendi başına… Bir efkâr fırtınasını yaşamışken yenilerine kapılır gider ister-istemez insan. İfade de güçlük çeker, boğazınıza bir şeyler gelip tıkanır/düğümlenir.


“Bir iç üzüntüsü, bir baş ağrısı / Bürüyor çevremi yaprak sarısı / Biri çağırıyor gece yarısı / Her taraf uykuda, uyanık benim.” dizeleriyle de yaşanan yalnızlığa neşter vurmanın yollarını arayan şair, o düşünce ortamını bugünlerde yaşasaydı acaba daha neler yazar/söylerdi? Kim bilir?


Milletvekili seçiminin üzerinden geçen bunca zamanın devamını “aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın” havasında sürdürmek gibi bir garip durum var ortada… Sanki ülkede her şey “Güllük gülistanlık…” Kurulup-kurulmayacağı tartışılan, aslında biraz da “kurulmasa da olur, seçimde daha çok oy alırız” görüşünün kulislerden koalisyon kararını çıkarıp-çıkarmayacağını bir Allah biliyor. Başka zaman olsa hemen “ülke kan kaybediyor” söylemleriyle dikkatler çekilirdi oysa.


Peki, hani bu ülke için siyaset yapıyorduk? Önceliklerimiz hep “Vatan, Millet,Sakarya” değil miydi?


Ne oldu da bu duru heyecan birden kayboldu, buharlaştı, uçtu-gitti? Siyasette anlık kararlarla başarı arayanlar, seçmeni “güli zar”da dolaştıranlar şimdilerde yeniden nükseden “koltuk hastalığı” nedeniyle “yeni uyum” ayarları peşindeler. Partiler arasındaki akort tutarsızlığına ayarlama görevi alan Davutoğlu bu çabaları sonunda hatasız icra yapan bir kor oluşturabilecek mi? Ülkede siyaset öyle kötü bir noktaya çekildi ki son zamanlarda… Hani derler ya “Ağzı olan konuşuyor” diye… Bu durum da ona benzedi. Seçim öncesi, hani siyasetçinin de ağzı var ya, o da aklına -ama hesabına - geleni perdesiz/pervasız söylemedi mi? Hem de nasıl? Karşı tarafı en bayağı şekilde aşağılayarak… Şimdi aynı sofra etrafında buluşmanın yaratacağı sıkıntısı var siyaset dünyasında. Nasıl olacak bu iş? Şimdiye değin pişman olup özür dileyen görülmedi ortada ama içlerinden çoğunun “Keşke öyle konuşmasaydım” diye düşündüğünü var sayıyorum.


Zaman çok acımasız… Her şeyi öğütüp alıp gidiyor. Güz yaprakları gibi savuruyor insanı… Böyle durumların yarattığı sıla özlemi gibidir insanın içini eriten. Demokrasi özlemimiz gibi… Oysa bu yolda, bu uğurda öyle zaman, öyle fırsatlar yitirdik ki… Birileri çıkıp, demokrasi “-Arkadaşlar ayıp oluyor. Kendinize gelin!..” demediği için “Bir iç üzüntüsü, baş ağrısı”nı yıllardır yaşıyoruz. Bu bizim demokrasi ayıbımız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com