Lise öğrencisiydim.
1981 yılıydı. Bir yaz tatilinde
köydeydim.
Laz mimarisiyle yaptırdığı, köydeki
evinin duvarına yaslanmış ak sakallı büyük
babam, Cevahir oğlu Osman Beşyıldız ile
başbaşaydık. Bana anlatmaya başladı.
İlk cümlesi “Eyyyy gidi insanlar ce..
Şimdi çoği gitti.”
O tipik Laz şivesiyle hem anlatıyor, hem
de ağlıyordu.
Arada bir anlattığı ifadelere Lazca
kelimeler katıyor.
Arada bir de Lazca küfrü
basıyordu.
Yazma merakı o
zamandan başlamış bizde.
Elime geçirdiğim küçük
bir defter, yarım yamalak bir
kurşun kalem ile anlattıklarını
hızla ve heyecanla not alıyor,
arada bir de 90 yaşındaki
büyük babamın bembeyaz
sakalını, boştaki elimle
avuçlayarak okşuyordum.
*
Kapının önünde, dağdan gelen, bileğim
kalınlığında akan soğuk suda abdestini
alır, beş vakit namazını bahçedeki seccade
şeklindeki düz, küçük bir kayanın üzerinde
kılardı.

madalya.jpg
Ağzından Mustafa Kemal Atatürk’ü
düşürmeyen ve sabah-akşam Kuran-ı
Kerim okuyan bu adam, anlatmaya
konunun adeta ortasından ve kendine has
şivesiyle aynen şöyle başlamıştı “Allabela
ce. O zamanlar kıtlik vardi, yoksulluk
vardi. 1920’li yıllar, yaz mevsimi hava
sicak mi sicak.. Yolde atların pisliğini
çubukla garıştırip içindeki misir tanelerini
ayikler, bir kap bulup içine su koyar, misir
tanelerini çoban ateşinde iyice gaynatip,
temizleyip yerduk” dedi.
Oturduğu yerden biraz doğruldu, iki eli
ile tuttuğu bastonuna çenesini dayadı.
Uzaklara, karşı tepeye Zuhu köyüne
doğru baktı ve devam etti:
“Mondros Mütarekesinde anlaşmayi imzalamiş
olan ülkeler anlaşmanin ön görduği
koşullara uymadiler ve çeşitli bahaneler
one suren bu itilaf devletleri Franse,
İngiltere ve İtalya’nın
donanmaleri İstanbul’a
gelmiş idi. Bazı vilayetlerimiz
işgal edilmişti. Yunen,
Fransız, İtalyen, İngiliz
askerleri, hemen her yerde
yabanci subayler, yetkililer
ve hain ajanler vardi. İtilaf
devletlerinin onayiyle, Yunan
ordusinin 15 Mayis 1919’de
İzmir’e çıkmasi üzerine,
gomutanımiz Mustafa Kemal,
Anadolu’ya gitmeye karer vermiş. 16
Mayis 1919’da, “Bandirme” isimli küçük
bir tekne ile İstanbul’den ayrilmişti. 19
Mayıs 1919 Pazartesi güni de, Samsun’e
ulaşarak Anadoli toprağine ayak basmişti.
Eyyyy gidi goca Mustafa Kemal Paşeee..”
*
Önündeki kalaylı bakır meşrebedeki
bardaktan bir yudum soğuk su içen
büyükbabam, sağ elinin tersiyle ağzını sildi.
Sağ yakasındaki Rumi 23 Nisan 1336
tarihi (1921) yazan madalyasına da, arada
bir gözlerini aşağı doğru eğip bakıyor ve
konuşmasına devam ediyordu.
Kurtuluş savaşı sonrasında o İstiklal
Madalyası’ndan 95 bin 261 kişinin
adreslerine onurla teslim edilmiş ve sağ
yakalarına takılmıştı.
Büyük taarruzun neferlerinden biri
olan ak sakallı büyükbabam, yavaşlayan
hareketleriyle anlatmaya, ben de not
almaya devam etmiştim.
“Doği’da Erzurum’de de bir hareketlilik
başlemişti. Kemal Paşe, hizli bir biçimde
hareket ederek, tüm organizasyenin
başine geçmişti. 1919 yilinin yazinde
yapilen Erzurum ve Sivas kongrelerinde
bir sözleşme ile ulusel hedefler ilan edilmiş
idi. İstanbul’un, işgal kuvvetlerince işgal
edilmesi uzerine, gomutanımiz Mustafa
Kemal, 23 Nisan 1920’de TBMM’yi açarek
merkezi Ankara olan, yeni ve geçici bir
hükumet kurdi. O arada Yunen ordusi
de, Çerkez Ethem’in ayaklanmasinden
yararlanarak ve oninle işbirliği içerisinde
Bursa, Eskişehir ve Balıkesir yoninde
harekete geçmişti. Yunen ordusi beş
tumen ile Sakarye’ye bir cephe saldırisi
başlatmişti”
*
Bu arada ben araya girdim: “Tamam
da dede” dedim, “Sen bu arada
neredeydin? Ne yaptın? Asker arkadaşların
ne yapıyordu? Onu da anlat.”
Kulağı ağır işittiği için
anlamadı kulağını uzattı,
“Anlamadim torun, yüksek sesle
gonuş” dedi. Soruyu tekrarladım,
devam etti.
“Ben bolüğümle Afyon
kalesinde mevzideydim. Tüfekle
karşı siperlere ateş edeyurduk.
Çok tüfeğimiz, mühimmatımiz
yokti. Onumüzde sipere yatmiş
arkadaşımiz şehit düşünce, onun
arkasınde bekleyen vurulmeden
aynı tufeğin yanina koşiyor, aynı tufekle
düşmane ateş ediyurduk. Nihayet 26
Ağustos 1922’de benim bulunduğum
Afyon’in doğusundeki mevzilerden buyuk
taarruze geçen ordumiz, 30 Ağustos
1922 tarihinde, tüm düşman kuvvetlerini
öldurmiş, ya kaçırmiş ya da esir etmişti.
Çok arkadaşim şehit oldi.”
O günler aklına gelince gözleri
yaşlanmıştı, rahmet okudu. “Peki dede”
dedim, “Sonra?”
“9 Eylül 1922 tarihinde Atatürk’ün
emriyle, kendilerini kovalayan
ordularımizden kaçmekte olan düşman
kuvvetleri İzmir yakinlarinde denize
dökülmüşti. 1923 tarihinde Lozan
Antlaşması’nin imzalanmasınin ardinden,
Kemal paşe 29 Ekim 1923 tarihinde yeni
Türk devletinin idare şeklinin Cumhuriyet
olduğuni ilan etmişti. Eyyyy gidi
insanlerrr..” diyerek bir iç geçirdi.
*
Savaşın bittiği günlerde Balıkesir
hattında hastalanan gazi büyükbabam.
Oralardaki bir köy camisi içerisinde,
3-4 gün kendi köyünden bir arkadaşıyla
gecelemiş, köylülerin ikram
ettiği bir parça köy ekmeği ve
çorbalarla ayağa kalmıştı. Köylüsü
olan asker arkadaşı Sadık Kalemci ile
teskereyi alıp, Balıkesir’den Doğu
Karadeniz kıyısındaki köyüne
haftalarca zor şartlarda bağda,
bahçede konaklayarak, yürüyerek
gelmişti.

osman-besyildiz-002.jpg
Büyükbabam bu
anlattıklarından bir yıl sonra,
1982 yılında 91 yaşında iken
vefat etmişti. İstiklal Madalyası’nı, onun
vefatından sonra en büyük amcam yıllarca
yakasında taşıdı. O da 80’i aşan yaşlarda,
2003 yılında vefat edince, yakasındaki
İstiklal Madalyası o günlerde kaybolmuştu.
Yakasından düşmüş ya da yolda
kalabalıkta biri yakasından almış veya
kaybetmiştir dedik. Aramadığımız köşebucak
kalmadı. Evinde de bulamadık.
Bu manevi ve onuru yüksek madalyayı
korumak, saklamak istemiştik…
*
Aradan tam 13 yıl geçti.
Geçtiğimiz haftalarda bir gece bir
telefon geldi evlatlığından, “Ağabey
müjdemi isterim”
Ne olabilir acaba diye aklıma bile
gelmemişti.
“En son rahmetlinin taşıdığı
büyükbabanıza ait olan İstiklal
Madalyası’nı, bu gece bizim köydeki
sandığı temizlerken, en dibinde buldum”
İnanın o anda o kadar sevindim ki,
anlatamam.
Hemen gidip emaneti aldım. Kumaşı
çok eskimiş ve çürümüştü, değiştim.
Tam 95 yıllık İstiklal Madalyası’nı şimdi
camlı bir kutuya koyup, evimde en güzel
köşeye asacağım.
Önünden her geçtikçe ona onurla bakıp,
aziz hatırasına selam duracağım…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.