22 Ağustos 2012 Çarşamba 10:58
Ayasofya’da 500 Yıl Namaz Kılındı

Osman Çıtlak, “Ayasofya camiinin niçin minaresi yok, camiyi bu bölgede ihtiyaç yok, orada nasıl namaz kılınacak, turizm olumsuz etkilenecek v.s. gibi soruların cevabı bu mabedin 500 yıl ibadet edilmiş bir cami oluşu ile cevabını bulan sorulardır. 500 yıl burası nasıl cami olarak kullanılmış ise şimdide aynı şekilde kullanılacaktır” dedi.

SİYASİ AÇIDAN ELEŞTİRİYORLAR

Avukat Osman Çıtlak, “Ben size u konuyu değerlendirirken iki boyutla meseleyi ele almıştım. Birincisi hukuki boyut ikincisi siyasi boyut. Yapılan eleştirilerin tamamının siyasi boyutla ilgilidir. Bu durum dahi Ayasofya'nın camii olduğunu ve ibadete açılması gerektiğini hukuki bir tenkiti kaldırmadığını göstermektedir. Bir hukuk devletinde hukuki açıdan olması gerekene siyasi açıdan karşı çıkmanın mümkün olmaması gerekir” dedi.

HÜKÜMLERİ HATIRLATTI

Çıtlak, “Öncelikle 5737 sayılı Vakıflar kanunun 4.Maddesine göre "Vakıflar, özel hukuk tüzel kişiliğine sahiptir. "Yani şu anda üzerine konuştuğumuz bir devlet mülkiyeti değil özel mülkiyet konusudur. Anayasanın 35.maddesinde ise "Herkes, mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."denilerek özel mülkiyet Anayasal  teminat altına alınmıştır. Yine AİHS ek protokol, madde 1.'de"mülkiyetinin korunması" başlığı altında "Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesine isteme hakkı vardır."hükmü konulmuştur. Bu hüküm ve Anayasa'nın 90.maddesi birlikte ele alındığında taraf olduğumuz uluslar arası anlaşmaların" kanun hükmünde" olmaları da gereği özel mülkiyet AİHS ile de teminat altına alınmıştır. Anayasa'nın 13.maddesinde Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması düzenlenirken temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamayacağı ve öngörüldükleri amaç dışında kullanılamayacağı, bu maddede yer alan genel sınırlama sebeplerinin temel hak ve hürriyetlerin tümü için geçerli olduğu" düzenlenmiştir. Yine AİHS XIII. Bölüm" Hakların korunması ile ilgili Hükümler" başlıklı kısmın,"A" bendinin 17.maddesinde" Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri, bir devlete, topluluğa ve kişiye, sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliği girişime ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanmaz" hükmü vardır. Bu temel hukuk normlarına göre; bir özel hukuk tüzel kişisi olan vakfın mülkiyet hakkı Anayasa ve AİHS ile korunmuştur. Bu özel mülkiyetin kullanımına ilişkin konulacak sınırların,"öngörüldükleri amaç dışında kullanılmayacağı" ve "tanınan hak özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamayacağı" açıktır. Temel hukuk normları açısından durum bu iken, özel hukuk açısından vakıf ve camiinin hukuki durumu yönünden mevzuatımızda ise şu hükümler mevcuttur. Bilindiği gibi vakıflar vakfiyelerine göre yönetilirler. Vakfiyeler bir anlamda vakıfların tüzükleri niteliğindedir. Vakıflar kanunun 15.maddesi hayrat taşınmazların nitelikleri ve değerlendirilmesi başlığı ile vakfiyelerin değiştirilip değiştirilmeyeceğine düzenlenmiş ve şu hükmü koymuştur: "Genel Müdürlüğe, mazbut ve mülhak vakıflara ait olup, tahsis edildikleri amaca göre kullanılmaları kanunlara veya kamu düzenine haykırı yahut tahsis amacına uygunluğunu kaybetmiş, kısmen veya tamamen hayrat olarak kullanılması mümkün olmayan taşınmazlar: mazbut vakıflarda Meclis kararı ile gayece aynı veya en yakın başka bir hayrata dönüştürülebilir, akara devredilebilir veya paraya çevrilebilir,"  27.9.2008 tarih ve 27010 sayılı resmi gazetede yayınlanan Vakıflar yönetmeliği 58.maddesinde tahsisi yapılabilecek hayrat taşınmazlar düzenlenirken "Medrese,sıbyan mektebi,darüşşifa, bimarhane ,imaret, kütüphane gibi hayrat binalar ile üzerindeki kültür varlığı çeşitli nedenlerle yıkılarak arsa haline gelmiş taşınmazlar ve üzerine yapılan binalar tahsis edilebilir."hükmü konulmuştur. Bu hükme göre mabetlerin hiçbir amaçla tahsisinin yapılamayacağı açıktır. 6570 sayılı kanunun 1 maddesinin ikinci fıkrasında" Mabetler kiraya verilemez ve ibadethane haricinde hiçbir iş içinde kullanılamaz."hükmü bulunmaktadır” diye konuştu.

FATİH VAKFINA AİT CAMİİDİR

Bu hükümler ışığında konuyu ele alan Çıtlak, “Trabzon Ayasofya camii şerifi, bir özel hukuk tüzel kişisi olan Fatih Sultan Mehmet Vakfına aittir. Niteliği camiidir. Vakıflar kanunu gereği bir özel mülktür. Özel mülkiyet hem Anayasada hem AİHS'de teminat altına alınmış ve bu hakkın kullanılmayacak şekilde sınırlaması yasaklanmıştır. Vakıflar kanunu vakfiyenin değişme şartlarını düzenlenmiş ve olayımızda bu şartlar mevcut değildir. Vakıflar yönetmeliği bir başka kuruma kira v.s karşılığı tahsisi yapılacak taşınmazları sayarken mabetler, camiler tahsisin dışında tutulmuştur. 6570 sayılı kanun zaten baetlerin kiraya verilemeyeceği ve amacı dışında kullanılamayacağını düzenleyerek tüm bu normların bir nevi özeti olarak hukuki durumu netleştirmiştir. Bu durumda, bir özel mülk olan bu cami için, özel mülk ile hiçbir ilgisi olmayan insanların kullanım amacını tartışması yukarıdaki normları hiçe saymaktır. Haklı olarak siz niçin bu konuda konuşuyorsunuz diyebilirsiniz” dedi.

BUNU SÖYLEMEK YENİ YERLER FETHETMEK DEMEK DEĞİLDİR

Yapılan eleştirileri haksız bulan Çıtlak, “Bizim, özel mülke kullanım amacı tayin etmek veya kullanım amacını değiştirmek gibi bir beyanımız yoktur. Biz yapılmış ve fiilen devam etmekte olan bir hukuka aykırılığın giderilmesi gerektiğini söylüyoruz. Yoksa söylediklerimiz vakfın hukuka aykırı bir şekilde amacı dışında kullanılması değildir. Yapılan eleştirilerin siyasi boyutuna gelince; Ayasofya camii şerifinin, siyasi, ticari, kültürel bir takım gerçeklere müze kalmasının gerektiği şeklinde fikirler beyan edildiği gibi, bu konuda fikir beyan etmesi gereken insanların bizler olmadığımız şeklinde eleştirilerde geldi. Anayasanın 2.Maddesinde T.C devletinin nitelikleri sayılırken, devlet bir hukuk devleti olduğu, değiştirilmez hükmü mevcuttur. Ve Türkiye cumhuriyeti eşit vatandaşların yaşadıkları bir devlettir. Bu konuda bütün T.C vatandaşlarının söz söyleme hakkı vardır. Nasıl ki Ankara, İstanbul, Giresun, Gümüşhane v.s. illerdeki hukuka aykırılıklara bizler ve eleştiri getiren arkadaşlar fikir beyan ettikleri gibi tüm Türkiye Cumhuriyet vatandaşlarının fikir beyan etme hakkı tartışılamaz. Bunu tartışmak Anayasanın 2.Maddesinde bulunan devletin bir başka niteliği demokratik niteliği tartışmak anlamına gelmektedir. Bizim fetih şuuru derken kastettiğimiz aynı zamanda tarih şuuru ve vatan şuurudur. Fatih İstanbul'dan sonra Trabzon'unun fethini tamamlayarak vatan toprakları içinde bir ikilik merkezinin kalmamasına özel bir önem vermiştir. Bu coğrafyayı vatan yapmıştır. Bu coğrafya tesadüfi sebeplerle vatan yapılmamıştır. Tarih kitaplarında bunun sebepleri uzun uzun anlatılır. Milletleri millet yapan en önemli amiller tarih ve vatan birliği şuurudur. Bu şuurun diri tutulmasını söylemek yeni yerler fethedelim demek değildir. Yine şunu ifade edeyim. Yunanlar kendi coğrafyalarında camileri amacı dışında kullanırken biz niçin camileri amacı dışında kullanıyoruz diyoruz. Yoksa Yunanlar öyle yaptığına göre biz niçin buradaki kiliseleri cami yapmıyoruz demiyoruz. Trabzon'un fethi tarihinde ve hatta şu andaki uluslar arası hukuk gereği fethedilen yerlerdeki devlete ait taşınmazlar devlete, yöneticiye ait varlıklar yöneticiye intikal etmiştir. Mülkiyet değişmiştir. Yeni malik burayı vakıf yoluyla cami yapmıştır. Eleştirdiğimiz bu camiinin amacına aykırı kullanımıdır. Yoksa şu anda kilise olarak faaliyetine devam eden mabetleri cami yapmak değildir. Aksine söylediğimizi iddia edip yorum yapmak iyi niyet ile bağdaşmaz. Farklı fikirlerde olmamızı gayet tabiidir. Ancak kendi fikrimizi haklı duruma getirmek için iyi niyeti bir tarafa bırakıp söz söylemek konuşma tartışma ortamını lekeler. Bizim tüm toplum olarak demokratik olgunluğa sahip olduğumuzu gösterebilmemiz için, biz sarsıcı fikirlere dahi tahammül sahibi olmamız gerektirir” diye konuştu.

AYASOFYA’DA 500 YIL İBADET YAPILDI

Çıtlak, “Vatan şuuru açısından şunu da belirtmek istiyorum. Endülüs İslam devleti İspanya'ya 750 yıl hakim olduktan, dünya çapında bir medeniyet inşa ettikten sonra tüm mensupları ile ya yok edilmiş ya topraklarından sürülmüştür. Biz daha 500 yıldır Trabzon'da yaşıyoruz. Tarihi gerekçeleri göz ardı eden bir yaklaşıma Türkçemizde gaflet denilmektedir. Biz milletimizin gafil olmaması gerektiğini bu vesile ile hatırlattık. Bu eleştirilerin dışında, Ayasofya camiinin niçin minaresi yok, camiyi bu

bölgede ihtiyaç yok, orada nasıl namaz kılınacak, turizm olumsuz etkilenecek v.s. gibi eleştirilen bir kısmının cevabı bir önceki mülakatımızda verilmiştir. Camiinin minaresiz oluşu, nasıl namaz kılınacağı gibi hususların cevabı bu mabedin 500 yıl ibadet edilmiş bir cami oluşu ile cevabını bulan sorulardır. 500 yıl burası nasıl cami olarak kullanılmış ise şimdide aynı şekilde kullanılacaktır.

Son olarak şunu belirtmek ihtiyacı hissediyorum. Bu konuda söylediklerimiz, Ayasofya'yı siyasi, ideolojik bir tartışmanın içinde kullanmak değildi. Bunun yapılmasını da zararlı buluyorum. Bu konuda söylediklerimin tamamını özeti, hukuka aykırılık giderilsin, genç nesillerimize fetihten yol çıkarak tarih

ve vatan şuuru kazandırılsın. Bu konuda aksi fikir beyan eden arkadaşlarında bu amaçlara itiraz edeceklerini zannetmiyorum” şeklinde konuştu.

Hüseyin YURDAKUL 

Son Güncelleme: 22.08.2012 11:04
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com