Kişinin sözü, eylemi ve duruşudur önemli olan... Kişilikler de bu durumlara bakılarak değerlendirilir. Sözünün eridir öteden beri: Güvenirsiniz... Yaşamındaki eylemlerine bakarsınız, ona göre not çıkarırsınız karşınızdakine/ muhatabınıza... Çok bilgilidir ama duruşunda yanlışlık, eyleminde tutarsızlık, sözünde döneklik varsa... “İşte bu olmadı...” der, muhatabınızın notunu kırık/zayıf olarak verirsiniz.

Dikkate almazsınız.

İsmail Kahraman’ı tanımam... Niçin tanıyayım ki? Şimdiye değin ne yapmış toplumsal anlamda ve de toplum için? Sonra her siyasetçiyi tanımaya kalksa insan, ömrü/ yaşamı yetmez ki buna...

Sayın Kahraman hukuk okumuş, öğrenci derneklerinde başkanlık yapmış, kimi sivil toplum örgütlerinin kuruluşunda/yönetiminde bulunmuş...

O kadarını biliyorum.

Fazlası hiç önemli değil. Böylesi yerlerde, icat edilen makamlarda herkes bulunabilir, bulunuyor da...

Moda böyle şimdi...

“Laiklik” kavramının Anayasa’da bulunmasını garipseyen sayın Kahraman, bulunduğu TBMM Başkanlığı öncesinde bu aziz milletin sıradan bir milletvekiliydi. Sesi çıkmayan, “aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın” havalarında kuruculuğunu yaptığı partisinin uyumlu bir milletvekili...

Doğrusu da bu şimdi... Uyumlu olacak, çatlak ses çıkarmayacaksınız...

Ödülü sonra gelir elbet, bir yerlerden...

“İyilik yap, denize at, balık bilmezse Halik bilir” örneği...

***

Siz, hiç birilerinin buyruğunda/emrine olanların, bırakınız ayrık ses çıkarmayı uyum korosunda “Ben daha iyi -örneğin- klarnet çalıyorum...” diyene rastladınız mı?

Rastlayamazsınız, çünkü koroda farklılığınız sırıtır, sonra şefin dikkatini çeker, şefte “Yerimi alacak...” korkusu yaratırsınız. Bu da koronun dağılma ürküntüsünü/ korkusunu yaratır ki, böylesi hiç arzulanmaz.

Bir koroda enstrüman çalmasanız da, görünür uyumluluğa katkı vermektir önemli olan siyasal yaşamda... Aranan/tercih edilen de budur, zaten...

Ama bir de koro öncesinin akort durumu var, bunu unutmamak gerek...

Enstrümanınızdan akort için çıkardığınız ses tonunun koro şefinin kulağına hoş gelmesi için sabrınız taşar da ses çıkaramaz, “Ya sabır...” çekersiniz.

Sonuçta şefin dediği olur.

***

Bir ön ses, öncü ses olmak için önce kültürel birikim sonra yaşamsal deneyim gerektiğine inanırım. Bu da yettiği kanısında değilim, sözün/kelamın bilenmesini/ söylenme zamanını bilmek gerekiyor ayrıca...

Taşı gediğe oturtma örneği gibi...

***

Sayın Kahraman’ın T.C. Anayasası’nda bunca yıl yer alan, artık onsuz yaşamı aklının ucundan bile geçirmeyen bu topluma hitaben “Anayasa’da laiklik yer almamalıdır” anlamındaki sözünü, bulunduğu başkanlık adına söylediğini düşünmek bile istemiyorum.

Çok yazık...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com