Bu gün Pazar, iyi bir tatil günü diliyorum sevgili okurlarım. Mizah yazmam gerekiyordu. “Pazar Salatası”nı beklediğinizi biliyorum. Ama ne yazık ki, siyaset sahnesinde öylesine cıvık söylemler var ki, benim mizah algımın ötesinde zenginlik taşıyor. Yazmaya kalksam mizah ustamız Azizi Nesin’in Zübük’ü ile yarıştırabilir miyim bilemem. Ama siyaset alanında ki “mizah curcunası” benim “Pazar Salatası” yazmama gerek bırakmıyor. Bu haftayı böyle geçelim. Hangi siyasetçi olursa olsun, ama siz “tarafsız gözle” onları izleyebilirseniz, bir yerde ruhun gıdası olan mizahın o engin okyanusunda kendinizi yüzer bulacaksınız. Tabii ki, sonuçta ufkunuz açılacak, kendinize gelecek ve rahatlayacaksınız.

Benimkisi bir öneri… Katılınız, katılmayınız, sizin bileceğiniz bir iş. Ama biliyorum siyasetin yarattığı şu sıkıcı havadan ben de sizin gibi bir an önce oyumu verip kurtulmak istiyorum.

Biri/leri çıkıp beni aydınlatsın, lütfen… Hang i çağda yaşıyoruz, şaşırdım doğrusu… Bu çağda, böylesine iletişim olanaklarının bulunduğu bir çağda siyasetçi yayılmış tüm yurt sathına “Bildiğim bildik, çaldığım düdük” havalarında hep aynı şeyleri söylemeyi kendine hüner sayıyor. İletişimin bunca gelişmiş ve de yaygın oluşunu unutmuş hepsi…

Sanki –haşa- seçmen aptal… Hiçbir şeyden anlamıyor. Ayağına varıp -Yanlış anlaşılmasın lütfendert dinlemiyor, dert yanıyor- rakiplerinden…

***

Bir de basın/medya bu konuda kötü örnek oluyor ki, ona ne demeli? Her gün aynı söylemleri yazmak hüner mi oldu şimdi gazetecilikte? Parti lideri çıktığı seçim propaganda turunda bir kentte söylediği sözleri diğer ilde tekrarlıyor. Hem de hiçbir artı ek yapmadan. “Eski tas, eski hamam…” örneği… Hem de çirkin bir karalama yarışına dönüşmüş bir seçim gayretkeşliği ile…

Kardeşim, bu ne telaş, ya da korku? Geç Ankara’da tv kamerasının karşısına orada anlat -varsa- derdini, yurttaş da dinlesin. Sonra, aynı şeyleri tv ekranında partiler olarak topluca tartışın, bu ülke ve insanı için düşündüklerini açıklayın… Böylece kimin ne düşündüğünü, neyi yapmak istediğini yurttaş öğrensin, ondan sonra da kararını versin.

Hayır, öyle yapamazlar/yapmazlar!

Çok ilkel ve çağ dışı bir seçim propaganda dönemini yaşıyoruz. Babam Rahmetli denizciydi. 1916 muhaceretinde dedemi ve aile bireylerini deniz yoluyla Samsun’a taşımıştı. Demem o ki, sonraki yıllarda da bu uğraşını sürdürdü. 1960’lı yılların ortalarına değin bu kıyılarda deniz ulaşımı çok önem taşıyordu. Ben de “baba mesleği” nedeniyle Karadeniz’le haşır-neşir oldum bu sayede. Kimi zaman balıkçılarla gündüz-gece balık avına çıktığım oldu. İlk ve sonbaharda eskiden bu kıyılarda sarıkulaklı -Tekir değil- Barbunya balığı avlamak için akşam üzeri denize ağ serer, gece sabaha karşı kalkıp; ucuna büyük tas yerleştirilmiş bir sopa ile denize adeta yumruk atar, boks yapar gibi “gümmm!.. güüm!..” vurup ses çıkartırdı balıkçılar. Niçin mi? Balıklar sesten ürksün/korksun kurulu tuzak ağlara gidip vursun/yakalansın diye…

Allah aşkına söyler misiniz, yaşadığımız bu anlamsız siyasal propaganda döneminin bundan ne farkı var?

Kafa şişirme…

Karşı tarafa adi söylem… Saygısızlık…

Ve de seçmen açısından zaman -işgücükaybı…

Peki, harcanan bunca milyonlara, akaryakıta ne demeli?

***

Yüksek Seçim Kurulu siyasal propagandanın “kendi başına buyruk” oluşunu ve yurttaşlar arasında hizip yarattığını görmeli artık.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com