Can Dündar ve Erdem Gül... Biri Cumhuriyet Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni... Diğeri Erdem Gül, Cumhuriyet’in Ankara temsilcisi... İkisi de Silivri Cezaevi’nde tutuklu... Üzerlerine atılı suç; “Örgüte üye olmadan bilerek ve isteyerek yardım etmek,” “Siyasi ve askeri casusluk”, “Gizli kalması gereken bilgileri açıklamak...” Hukukçu değilim. Ancak bir gazetecinin üyesi olmadığı örgüte bilerek ve isteyerek nasıl yardımcı olduğuna aklım ermiyor. Aklı başında bir kişi, yasa dışı eylemi bilinçli olarak ve de isteyerek yapacak... Ve o kişi gazeteci olacak... Suçlama bu kadar da değil. İşin içinde siyasi ve askeri casusluk ve de gizli bilgilerin açıklandığı savı/iddiası var. Çok dahası da olabilir. Nihayet iddia makamı, böyle görmüş ve suç isnat etmiş... İddia makamının görevi bu zaten... Sonuçta yargılamalar gerçeği ortaya çıkaracak... İki gazeteci şimdi üzerlerine atılı suçlamalardan aklanmak için Yargıç önüne çıkmayı bekliyor. Dışarıda da yani şu ünlü Silivri Cezaevi’nin dış kapısında Dündar ve Gül’ün çıkışını bekleyen meslektaşları var her gün... Tutuklu iki gazeteciye, “Unutmadık... Yanınızdayız...” demek istiyorlar nöbet tutarak... Cezaevi kapısında nöbet tutan gazeteciler için her gün gazetelerde haberler var. Bu bir arkadaşlık sevgisi/mesleki dayanışma gösterişinden çok “Basın özgürlüğü” istemi... Basının sansürlenemeyeceği söylemi... Tabii ki, basın özgür olmalı... Sansürlenmemeli... Bu konuda dikkatimi çeken ne biliyor musunuz? Cezaevi kapısında nöbet tutan gazeteciler hep muhalefet grubundan... Aklıma hep, “yandaş” olarak tanımlanan gazeteci grubu, bu iki gazetecinin “içeri atılması”nı görmezden mi geliyor sorusu... Belki de “-Oh oldular... Böyle işlere burunlarını sokmasaydılar...” mı diyorlar acaba? Bu işler hep böyle olageldi... “Bugün bana, yarın sana...” gerçeğini unutmak... Sonuçta; “Bu da geçeeer.”

DP döneminde (1950-1960) basın ile iktidar arasında görüş ayrılıklarından doğan kavgalar, mahkemelik konular vardı. Örneğin, ünlü ressam/karikatürist Ratip Tahir Burak, çizdiği bir karikatür nedeniyle Paşakapısı Cezaevi’ne atılmış, hapis yatmıştı. Dönemin önemli siyasal dergisi Akis hakkında sık sık dava açılırdı. Akis’in sahibi İsmet İnönü’nün damadı Metin Toker de cezaevinde yatmıştı. Vatan Gazetesi’nin sahibi Ahmet Emin Yalman, Yazı İşleri Müdürleri Naim Tirali ve Selami Akpınar, üçü birden hapishanede bulmuşlardı kendilerini... Sayısız gazeteci hapishanenin havasını yaşadı o dönemde... Kimi yatıp çıktı. Kiminin imdadına da 27 Mayıs Darbesi yetişti.

Basın mesleği dünden bugüne böyle geldi, böyle gidiyor. Bir yanda muhalif, diğer yanda muvafık (iktidar yanlısı) gazeteciler... Doğrusunu yanlışını artık siz düşününüz...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com