Bir Atalar sözü: “Akılsız başın ayak çeker cezasını...” Hangi işimizde yaşamıyoruz ki bu durumu? Birileri bir yerlerden gelir bir yere/ makama talip olur, koltuğa oturur. Kafasına göre takılır, keyfi uygulamalar yapar. Bunlar tümüyle yanlıştır, ama zamanı geline gerçek anlaşılır.

“Yanlışın neresinden dönerseniz kârdır” anlayışı/gerçeği tokmak olup kafalara “Donk!..” diye vurunca akıllar başa gelir, ama ne fayda... Ama zaman akıp gitmiştir artık... Şimdi isterseniz “kumda top oynayınız...” Toplumsal yaşamımızda kimi uygulamalar sonrasında “ahlanıp-vahlanıp” dizlerimizi dövmediğimiz zamanlar olmadı mı hiç?

Siyasette sandığa attığı oyla yaptığı tercihten ötürü pişman olmayan mı ararsınız, yoksa “Altılı Gayyan”da yanlış ata oynayıp saçını-başını yolan mı? Evlenip aklı ilk sevgilisinde kalan mı? Spor dünyasında da böyle durumlar çokça yaşanır.

Her yılın Mart-Mayıs ayları “ah kafam, vah kafam...” pişmanlıklarının yaşandığı dönem olur. Olur ama, pişmanlık para etmez tabii ki bu saate... Transfer yanlışlarıdır üzüntü kaynağı...

Tıpkı Trabzonspor’un durumu gibi... “Atı alan çoktan Üsküdar’ı geçti.” Trabzonspor alt sıralarda boğulmama çabası içinde... Nasreddin Hoca’mızın eşeği semer çevirince akıl verenin çok olur örneği yaşanıyor şimdi bu cephede... Zamanında “akıl verenler”in haklılığı ortaya çıktı ama, semer devrildi bir kere... Trabzonspor; sadece bizim/Trabzonluların değil, tüm ülkemizin kulübü/takımı... Ama ne yazık ki, böylesine sahiplenilen bir takımın kaynanası çok... Hem de çoktan da çok...

Mektup yazamayan -gerçi şimdi hiç yazılmıyor ya- kimi kişiler kalem tutabildiği için spor yazarı diye takdim ediliyor okurlara... Hani, az buçuk futbol oynuyordu ya, bırakınca hemen eline kalem tutuşturulan kimi futbolcular... Böylelerinin acemiliklerinde -öğrensinler diye- ne çok yazmıştım yazılarını... Spor basınında bu yanlış maalesef devam ediyor.

En ucuz gazetecilik spor alanında yapılıyor ülkemizde... Spor sayfalarını her gün doldurma, okurlara haber verme durumunda olan kimi gazeteciler, kulüpler üzerinden kurguladıkları haberlerle “günü kurtarma” heyecanı yaşıyorlar. Özellikle İstanbul gazetelerinin uzaktan-uzağa kurguladığı “masa başı” haberler/yorumlar Anadolu kulüplerinin yarası oluyor her zaman... Bunu İstanbul ekipleri için yapamıyorlar. Yapmaya kalkan ise anında bastırılıyor. “Vur abalıya!..” örneği, Anadolu takımları için ne yazsanız yeridir/caizdir.

Trabzonspor’un şampiyonlukları “seriye bağladığı yıllar”da Trabzon’da gazeteler bu denli teknik olanaklara kavuşmuş değildi. Dahası günümüz gazetelerinden örnek bile yoktu o zamanlar. Trabzonspor’u sadece İstanbul gazeteleri yazıyor, gazete satışını olumsuz etkiler diye de yaşanan olumsuzluklar haber ve yorum konusu yapılmıyordu. Trabzon cephesinden de kulüp için olumsuz olan haberlere ambargo uygulanıyordu. Trabzon’da basının gelişip kalkınmasında Trabzonspor’un “itici güç” rolünü oynadığını burada belirtmek hakbilirlik olur.

Ama dikkatinizi çekmek isterim, basın gelişti, Trabzonspor şampiyonlukları unuttu. Bugün hangi il basını olursa olsun, gazeteci arkadaşlar önce kendi takımlarının yanında olmak, durmak gibi bir görevleri olduğuna inanıyorum. Var olan yaraları kanatarak değil, pansuman yaparak iyileştirme yolu/ yöntemi tercih edilmeli...

Eleştiri sanatının yapıcı yönünü unutursak kulüpleri “çok kaynanalı” bir atmosfere atmış oluruz. Maalesef kimi kulüpler böyle dönemleri yaşıyorlar zaman zaman...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com