Yeni bir heves, yeni bir heyecan mı bu yeni başlangıç?
      Değil tabii ki… Bildiğim bir yolculuk benimkisi.
      Şimdi  “Ne yazayım?” arayışındayken çalışma ofisimin rafından tam 61 yıllık bir kalemin “merhaba” dediğini duyuyorum.
      Alman malı Kolibri marka portatif/minik daktilo makinemin hüzünlü duruşu da gözümün önünde.
      Modasını yaşamış, susmuş fotoğraf makinelerim de…
      Eski dostlukların bitmez-tükenmez tadını vefalı olan kişi unutur mu hiç?  Benimkisi de öyle… Çöpe atmadım, satmadım, bağışlamadım hiç birini…
      Çeşit/çeşit kurşun, tükenmez ve dolma kalemlerim,  daktilo makinem… En az 61 yıllık bir yol/yazı arkadaşlığımdan müzeme kaldırdığım, arkaya bırakacağım nadide anı eşyalarım benim.
      Ama en önemlisi ne biliyor musunuz: Yazdıklarım ve de çizdiklerim.
      Yeni yol arkadaşım bilgisayarımın “hakkını vermek” adına tekrar “Bismillah…” derken bunları düşündüm ister-istemez.  
      Maziyi bugünle birlikte yaşayan ve yarın için düne bağlı kalıp “ahkâm kesenler”den olmak istemem.
      Ölçütüm; demokrasinden, hak ve adaletten, insan haklarından ve de özgürlüklerden yana bir sevdalanmayla kucaklaşmak isterim herkesle, sizlerle.
                                                                       x   x   x
      Yaşama anlam katan eylemleri severek desteklemek isterim. Yeter ki, anlamlı/tutarlı ve de yasal olsun. 
      Soluklandığımız bu kentin sorunlarının çözümünü öncelikle bizlerin konuşacağı/tartışacağı ortamları yaratmadan önünüze gelen her “ emr-i vaki/oldu bitti”ye  “beyaz bayrak çekmek”  basiretsizlik  olmaz mı?
      Gazetemizde Bahadır  Öktem arkadaşımızın  “Avni Aker Yıkılmaz” başlıklı haberinden yeni bir gerçeği öğrenmiş olduk. Trabzon’da amatör sporun babası  Cahit Erdem’in gündem  olan açıklamasından Hüseyin Avni Aker’in hukuksal nedenlerle TOKİ’ye devredilemeyeceği gerçeği gün ışığına çıktı.
       Kısacası, şimdiye değin pek sahiplenilmeyen Avni Aker sorunu için kent insanı ve de Trabzonspor dünyası bu abideyi savunmada nasıl bir yol izleyecek  doğrusu merak ediyorum.
                                                   x     x    x
      “Büyük Şehir” olmak güzel bir unvan… Trabzon da sadece  -zorlanarak da olsa-  nüfus sayısı itibariyle böyle bir unvan layık görülmüş.
      Tabii ki bunun çeşitli nedenleri var.
      Oysa,  Trabzon’a tarihsel, tecimsel, sportif, sosyal aktiviteler dikkate alınarak bu unvan verilseydi, daha anlamlı olmaz mı idi?
      Her neyse…
      Dengeli-dengesiz büyüyen bir kentin var olan park, spor ve diğer sosyal alanlarını bilimsel değerlendirmeleri dikkate almadan yeniden şekillendirmeyi hangi akıl kabul eder bilemiyorum. 
      Bugün yaşanan iç göçmenlik olayının sonucu “hormonlu bir büyüme”yle  “obezite” bir kimlik kazanacak olan bu kentin semtsel soluklanma alanlarını kaldırıp betonlaştırmayı bir hüner olarak görenlerden değiliz.
      Yarım yüzyıl öncesinin “Kabak” ya da “Kavak” meydanın anlamsız şekilde kırpa kırpa yaratılan kentsel kirlilik/çirkinlik ortada…
      Hadi, şimdi Hüseyin Avni’nin anısına sizler de saygı göstermeyin.
      “Büyükşehir”e  büyük sorunlar  yaratma yarışında mıyız? 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.