Siyasetin ayarsızlığı/tutarsızlığı nedeniyle ülkenin ne durumlara düştüğünü gördük/yaşadık. 15 Temmuz 2016 öncesinde birbirleriyle didişen, kavga yapan siyasi kadrolar kapıya dayanan darbe girişimi karşısında can simidi gibi nasıl da sarıldılar birbirlerine...

Sorsanız, “sütten çıkmış ak kaşık”lar her biri...

Nasıl da anladılar demokrasinin rafa kaldırılacağını...

En kötüsü de; bunca yıl “demokrasi adına havanda su dövdükleri” de ortaya çıktı.

Şimdi bu noktaya gelmişken; geçmişe yönelik bir özeleştiri yapabilseler bari..

Bir daha böyle duruma düşerler mi dersiniz?

Ya da tövbe ederler mi acaba?

Yurttaşlar arasında kutuplaşma yaratan açıklamalar yaparak, beyanatlar vererek ülkede gerginliğe neden olan siyasi kadrolar; bundan böyle “aklın yolu birdir” gerçeğini rehber etmek gibi bir durumunda olduklarını, son noktaya geldiklerini görüyorlar mı dersiniz?

Artık “ucuz siyaset” değil, “akılcı siyaset” zamanı...

***

En başta her haliyle ve her durumda “milli” bir eğitim politikası izlemek gerçeğini kabul etmeliyiz. Bu konuda da, hayalcilikten öte; ülke ve toplum gerçeklerini önemseyen bir eğitim sistemiyle yurtsever kuşakların yetiştirilmesi kutsal bir görev bilinmeli artık...

Öğretmenlik mesleği sıradanlıktan kurtarılıp, önemsenmeli...

Eğitim Ordusu”nun oluşumunda eskinin, “seçici anlayışı”na dönülerek yeni bir eğitici kadro yetiştirilmeli...

Milli Eğitim Bakanlığı’nın adına yaraşır “milli” bir görev heyecanını benliğinde taşıyan öğretmenler maddi ve manevi açıdan desteklenmeli...

Öğretmenlik mesleğine cumhuriyetin ilk yıllarındaki “ayrıcalıklı meslek” özelliği tekrar kazandırılmalı...

Tabii ki her isteyen öğretmen olamamalı...

Siyasetçi de her şeyden önce bu alandan elini çekmeli... Eğitimin “milli” olan ve normal işleyecek çarkına siyaseti sokulmamalı...

***

Eğitim/öğretimin “milli”lik odağına çekilerek çağdaş kuşaklar/nesiller yetiştirilirken ülkenin de geleceğinin kurtarılacağı gerçeğini unutulmamalıyız.

15/16 Temmuz gecesinde yaşanan menfur girişimin bastırılmasındaki “demokrasiyi sahiplenme” şuurunu/ heyecanını kültürel anlamda zenginleştirdiğimiz gün; cumhuriyete yeniden hayat suyu vermiş; geleceğe daha bir güvenle bakar olacağız.

Her toplumsal grup gibi eğitim kadrolarının içine cumhuriyet düşmanı yıkıcı kimliklerin sızmak isteyeceğini, hatta sızdığı gerçeğini son olay hepimize göstermiş bulunuyor.

Bugün yaşanan sıkıntı ve de üzüntünün kaynağında böyle bir hastalığı yaşayarak geldiğimizi şimdi inkar edemeyiz.

Eğitim topluluğunun kendi dünyasından kaynaklanan sıkıntıların en kısa zamanda aşılması gerektiğini de kabul etmeliyiz.

***

Tamam... Şimdi bunların hepsi doğruysa; o zaman eğri oturup doğru konuşabiliyor muyuz?

Yani, bu eğitim ve diğer toplumsal bozuklukları giderecek her haliyle yetenekli, bilgili, çağdaş düşünceye sahip, demokrat yürekleri, ülke, cumhuriyet/ demokrasi aşkıyla dolu siyasetçileri de yetiştirme konumunda olduğumuzu bilmeliyiz.

Son olayların analizinde siyasetçiler de; bu natürmort tablonun, manzaranın/panoramanın neresinde yer aldıklarını/bulunduklarını bir sorgulasalar çok istiyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com