Bugün Çanakkale Zaferimizin 101. yıl dönümü... Kabaran paylaşım iştahlarını bu kutsal topraklarda uygulamaya kalkanlara hiç unutulmayacak bir savaş dersinin verildiği tarihi bir günü gururla yaşıyoruz. Önce armağan, sonra arkadan gelen kuşaklara eşsiz değerde yadigar bir tarihi gündür 15 Mart’lar...

Tarihi bilmek, onu doğru kaynaklardan okumakla olur. Yarın/lar için ancak böylece sağlıklı kararlar verilebilir. Her kişinin benliğinde daha bir özgüven oluşur ayrıca... Öncelikle ve de özellikle; aile, yaşanan kasaba, il ve ülke tarihlerini bilmemizle daha özgün bir kişilik kazanılacağını, bu konuda farklı bilgiyle de saygı görüldüğünü bilmemiz gerekiyor her şeyden önce...

Ama ne yazık ki, bunu eğitim sistemimizde göremedik/ göremiyoruz. Genel tarih öyle ya da böyle öğretilmeye çalışılıyor. Ama yerel tarih?.. Maalesef... Kaç ailede kaç kişi günlük tutuyor, yarınki kuşaklar/nesiller için?

Biz tarih öğretiyoruz; “-Bak yavrum, şu denizin ufkundan geçen gemide öyle önemli bir kişi var ki, o kişi şunu-şunu yaptı, şöyle yaptı” diyoruz. Oysa, bilgilendirilen yavrunun dedesi geçen geminin içinde bulunan “önemli kişi” ile o işleri yapmış, onunla birlikte yaşamış bir insan... Yaşıyor, yanı başımızda duruyor. Durdular yaşamları boyunca... Dönüp anlara bakılmadı, anıları dinlenilmesi, yazılıp kayda alınmadı. Önümüzü görmüyor, ufuktaki kahramanlarımızı -masalımsı- anlatıyoruz. Yeri gelmişken bir anımı sizlerle paylaşmak isterim.

Yıl 1952.. Kış mevsimi. Ortaokulda öğrenciyim. Bir öğle tatilinde yemek için rahmetli babamın fırınına geldiğimde kendisini ve karşısındaki bir kişinin küllenmiş mangalın başında çömelmiş, ısındıklarını gördüm. Sonra sessizce ağladıklarını gözyaşlarının mangala düşüp “cosss!...” diye ses çıkarmasından anladım/gördüm.

Yemeğimi yedim ve okula döndüm. Ama kafamda gördüğümle ilgili çengelli sorular. Akşam babama sordum: “-Baba, öğleyin mangal başında o amca ile ne için sessizce ağlıyordunuz?” diye... Altmış yaşlarında ama 80 yaşlarında gösteren beyaz sakallı kişi babamın yakın arkadaşlarından biriymiş... “-Oğlum, sen Yusuf Çavuş’u tanımıyor musun? O var ya, İngilizlerin ‘Yarım Dünya’ (Queen Elizabeth olsa gerek) denilen gemisini batıran Nusrat mayın tarama gemisinde Bahriye Çavuş’uydu... Çanakkale Şavaşı kahramanlarımızdan...”

Babam sonrasını şöyle getirmişti sözlerinin: “-Yusuf Çavuş, o gece Çanakkale/Karanlık Liman’a torpil döküp düşmana tuzak kurarken duydukları heyecanı anlatıyordu. Ben de dayanamadım gözyaşı döktüm. O sırada da sen gelmiş oldun.”

Şimdi soralım; “-Rahmetli Yusuf Çavuş kim?..” Kim olacak, Vakfıkebir’in o zamanki adıyla Mirili köyünden Ayşe-Osman evladı 1887 doğumlu Resul Oğulları’ndan Bahriye Çavuş’u Yusuf Türkel... Tarihimizde daha nice böyle on binlerce Yusuf Çavuşlarımız var... Kim biliyor? İşte yerel tarih bu açıdan çok önem taşıyor. Bu kahramanları, çok değerli anılarını derleyip yazsaydık, bilseydik ne zararımız olurdu? Bu toprakları bizlere vatan yapanların köy-köy, kasaba-kasaba, il-il adlarını bilirsek onlara olan kutsal vefa borcumuzu ödeyebiliriz.

Ne yazık ki, bu değerlerimizi tarihin sararmış yaprakları arasına gönderip unutmuşuz. Oysa böyle mi olmalıydı?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com