30 Aralık 2014 günü akşamı, Kanal A’ da katıldığı bir söyleşi programında Cevdet SARAL, konuşmasının sonlarında çok enteresan bir anekdotla konuşmasını bitiriyordu. 2002 yılıydı. Deniz BAYKAL’ a bilgi vermek için ziyarete gitmişti. Ona, bugün paralel yapı denilen oluşumla ilgili 1999 yılında yazdıkları raporla alakalı bilgi veriyordu. Tepkisiz bir şekilde dinliyordu BAYKAL.

Cevdet SARAL: ”Cemaat, diğer dini cemaatler ile kavgalıdır. Onlara yakın durmaz. Sağ siyasi partilerle de çatışması kaçınılmaz olacak. En sonunda gelip sığınacakları son liman, CHP olacak.”diyordu. Gerçekten de bugün Cemaat, sığınacağı son liman olan CHP’ye iltica etmiştir. Nihai hedefleri teslim olmak değil, teslim almaktır. Başarabilecekler mi, sanmıyorum ama zaman gösterecek. Apaçık olan bir şey varsa o da; filmin sonunda CHP’ye de az ya da çok zarar verecekleridir. Deniz BAYKAL’ a dönersek; kendisine kumpas kurulurken, F tipi yapılanmaya devamlı dikkati çeken birçok yazar-çizer, Pensilvanya’ yı işaret ederken; O hiçbir şekilde oraya toz kondurmuyordu. Saygı ve selam sunarak hükümeti sorumlu tutuyordu.

Hala daha Pensilvanya’ ya karşı net bir tavrını duyan, gören olmamıştır. Sebebi nedir? Susma mecburiyeti mi var? Bilemiyoruz. Kimse bilmiyor. Onunla, onlar arasında. Bize de bir şey demek düşmez. Cevdet SARAL’ın 12 yıl öncesindeki öngörüsü tam olarak tutmuştur. Ama bana kalırsa Cemaat hedefleri açısından en kötü ihtimal geçekleşmiştir. Cemaatin 40 yıldır ilmik ilmik ördüğü esas plan A planı idi. CHP limanına sığınma, B planı olabilirdi ancak. B planı, akıllarına getirmedikleri, hiç temenni etmedikleri arızi bir durum olurdu kuşkusuz. Esas plan ise A planıydı. A planı; CHP ve MHP ‘yi kumpaslarla, tapeler ve CD’lerle çökertip dizayn ederek, bir sonraki hamleyle ERDOĞAN’ ı devre dışı bırakıp, AK Partiyi ve iktidarı ele geçirme üzerine kuruluydu. CHP Genel Başkanı’nı tereyağından kıl çeker gibi değiştirdiler.

Partinin bütün kodlarını alabora ettiler. Partinin A takımı kısa sürede devre dışı kaldı. Bu gün parti de kimin ne yapmak istediği anlaşılır değildir. Cemaatin kuyruğuna takılıp kalan, hedefi ve siyasi geleceği belli olmayan bir görüntü vermektedirler. MHP yi de tam seçime giderken çok kötü sarstılar. Genel başkan yardımcıları dahil 12 üst düzey yöneticiyi bir gecede siyaset ringinin dışına attılar. Bundan öncede AK Parti’ ye Anayasa’yı değiştirecek hamleyi mutlaka yaptırmalıydılar. Yeni Anayasa ile yeni HSYK onların istediği gibi
olmalıydı. 12 Haziran 2010 Anayasa Referandumu’nda ne diyordu Fethullah GÜLEN: ”Gerekirse mezardaki ölüleri de kaldırıp oy kullandırın.” Talimat buydu. Abiler ve ablalarla İnanılmaz bir hevesle asıldılar referanduma. Anayasa değişmiş, yeni HSYK istedikleri isimlerden oluşmuştu.

160 yeni hizmet eri Yargıtay’a blok liste olarak atanmıştı. Emniyet operasyonu zaten çok önceden tamamdı. Yüksek Yargı’da da işlem tamamlanıyordu. Her geçen gün, kristal küre misali AK Parti’yi avuçları içine almaya çalışıyorlardı. Kristal kürenin içini de istedikleri gibi kendilerine göre dizayn etmeleri gerekiyordu. Devlet içerisinde istedikleri köşe başlarını tutmuşlardı. Devlet aygıtının her kurumuna sahip olduklarından emin oldukları anda, yeri ve zamanı geldiğinde, kristal küreyi patlatacaklardı. Büyük plan buydu. Hazırlıklar bu yönde yapılıyordu. Big Bang misali, büyük patlama olacaktı. Patlama sonunda AK Parti ve hükümet, toz duman olup savrulacak, liderleri kalmayacak, devletin gerçek sahipleri artık saklanmaya gerek duymadan alenileşerek, ilave hiçbir zahmete katlanmadan ele geçirdikleri iktidarı ve devlet aygıtını, kaptan köşkünden gütmeye başlayacaklardı. Eğer 7 Şubat 2012’de aceleye getirdikleri MİT krizini çıkarmasalardı Recep Tayyip ERDOĞAN, belki de hiçbir zaman farkına varmayacaktı.

Zaten kendisi Cemaat ile ilgili nadir de olsa gelen uyarılara: “Alnı secdeye değenden zarar gelmez.” demiyor muydu? “Her şerde hayır vardır.” diye güzel bir deyimimiz var. İyi ki o zaman ihanet sinyali vermişlerdi. Bilenler bilir; Cemaat, 17 Aralık darbe girişiminden çok öncesinden ERDOĞAN’ ı ve hükümeti her platformda kötülemeye başlamıştı. Gezi olaylarında renklerini belli etmeye başlamış ve çadırları yakarak eylemlerin ülke geneline yayılmasına sebebiyet veren sert ve silahlı polis müdahaleleriyle toplumun sinir uçlarını kurcalama, kafa karıştırma tarafında yer almışlardı. Pek mana verilemiyordu ama Cemaat mensupları arasında inanılmaz nefret söylemi de tedavüle sunulmuştu. “Abdullah GÜL, partinin başına dönecek; ERDOĞAN da Cumhurbaşkanı olamayacak.” söylemini cesaretle dile getirmeye başlamışlardı.

Olanca güçleriyle her deliğine girdikleri devlet kurumlarında son dayanıklılık testlerini yapıyorlardı. Büyük patlama olacaktı. Bütün kâinat patlama sesiyle irkilecekti. Öyle buyuruyordu Pensilvanya’da oturan Ulu Kâinat İmamı. Yaratılış patlama Big Bang gibi.

DEVAMI YARIN

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.