Pensilvanya’daki Kâinat İmamı, yaratılış patlaması Big Bang gibi olmasını buyurmuştu.17 Aralık’taki “yüzyılın yolsuzluğu” kod adlı operasyon ile beklenilen patlatmayı yaptılar. Bütün hizmet erleri açık bir şekilde savaş için cephede yer almıştı. Artık gizlenme, takiye yoktu. 40 yıllık saklambaç oyunu son bulmuştu. 

Uyuyan hücreler de uyandırıldı. Toplum bu adamları aleni olarak seyrediyordu. Dini cemaat diye bilinip her an yanı başımızda himmet dilenenler, başka görevlerle karşımızdaydılar ve sırıtarak bizlere bakıyorlardı. Dile kolay tam 40 yıl bu anı beklemişlerdi. “Yaşar ne yaşar, ne yaşamaz” misali, varlıkları ve varlık sebepleri tam olarak anlaşılamayan hizmet erenleri, apaçık cephe savaşındaydılar. Kendilerini bu ana saklamışlardı ve o gün de gelmişti. Bütün kurgu tamamdı. Abiler ve ablaların iktidarı başlıyordu artık.

Dışarıdaki başka lisanlı, başka dinli büyük ve mutlak ağabeyler de alkışlıyorlardı. Ve sahne onlarındı. “Adaletin keskin ve sarsılmaz kılıcı inecek, bazı kelleler düşecektir” Bundan kaçınmak mümkün değildi. Öyle buyuruyordu zamane yazarlarından Mümtazer TÜRKÖNE.

Türk milleti zaten uysal seyirciydi. Öyle olmuştu her zaman. Sevdikleri, seçtikleri hor görülmüş, itilmiş, kakılmış, tam ve yarım darbelerle devrilmiş, derdest edilmiş, gerektiğinde de idam edilmişti. Millet, hiçbirinde sesini çıkarmamıştı. Zat-ı devletlilerinin bir bildikleri vardır diye düşünmüşlerdi. A planı, olabilecek her şey hesap edilmiş ve büyük bir özgüvenle devreye alınmıştı.

Ama hesap edemedikleri başka şeyler olmaya başladı. Birisi: “Kaderin üzerinde bir kader vardır!” diyordu. Bu defa millet, kendilerine sunulan bu sahte kaderi kabul etmiyor gibiydi. Millet de kendi kaderine sahip çıkıyordu. Ve millet tam destek verdiği, sevdiği, seçtiği lideriyle bu aykırı yapılanmaya tarihi dersi veriyordu.

Çöken A planıydı. Plan sahipleri ve arkadan havuza itilenler şoktaydı. Feveranlar başladı. Hala imdat çığlığı atıyorlar. Avrupa ve Amerika başkentlerinde fırsat buldukları her kapıda aman dileniyorlar. Hâlbuki yenilmez ve yanılmazdılar. Bu onların dünyevi ve uhrevi özelliği idi... Bugün bile Ali Ünal adlı zamane yazarı ne diyor: “Fethullah Hoca yanılmazdır. Her türlü hatadan münezzehtir.”Bugünden ebede kadar tek imam vardı, o da kâinatın imamıydı. Saltanatına başka bir güç, başka bir ortak kabul edilemezdi.

Açık bir şekilde inandıkları ve dile getirdikleri ise Hoca efendilerinin “Mehdi” olduğuydu. Bunun dışında, Cemaat gerçekten de diğer dini cemaatlerden hiç haz etmemişti. Risalelerini rehber edindikleri Said Nursi’ ye de mesafeliydiler. O, devrini ve görevini tamamlamıştı ama Hoca efendileri, zamandan ve mekândan arî idi. Merkez sağ partilere; menfaatleri ölçüsünce sıcak baktılar.

Milli görüş zihniyetinden ise oldum olası uzak durdular. ERBAKAN, onlar için müspet hiçbir şey ifade etmedi. 28 Şubat kazanına herkesten önce, onlar odun taşıdılar. Sadece ECEVİT ve DSP ile gizli bir aşkları vardı. ECEVİT’in sağ kolu Hüsamettin ÖZKAN ‘la bugün de izah edilemeyen bir gönül birliktelikleri vardı. Daha enteresan olanı; Vatikan’ın esrarengiz dostu, eski CHP Genel Sekreteri Kasım GÜLEK‘le olan kadim ve sırlı dostlukları idi.

Vatikan’ın dinler arası diyalog projesini görev bilip, Papa’nın huzurunda birlikte kabul etmişlerdi. Bu projeye bütün güçleriyle sahip çıktılar. Kendilerine, dış dünyada referans olacak bu projeyi her şeyiyle benimsediler. Ortak ibadet niyetleriyle, İbrahim’i dinler birlikteliği adıyla ortak ayinler düzenlediler. Hiç bir İslami tepkiye aldırış etmediler. Bu projeye de çok ama çok emek verdiler. Bütün dünya’da açılan okullarda eğitim lisanı İngilizce idi. Türkçe Olimpiyatları tiyatrosu ile ülkemiz kaynaklarını dışarıya aktararak, İngiliz ve Amerikan kültürü ile yoğrulan, dış servisler için hazır ve nazır nesiller yetiştiriyorlardı.

Bu ülkelerde ihtiyaç hissettikleri her konuda da CIA yetkilileri imdatlarına yetişiyordu. Türkiye’de ise hedef; soft İslam, yani yumuşatılmış İslam nesliydi. Bu neslin adını da , “altın nesil” koymuşlardı. Yapılmak istenen de, altın neslin altın vuruşuydu zaten. Planlar ters tepince Cevdet SARAL’ın 12 yıl öncesinde öngördüğü, cemaatin CHP limanına demirleme olayına, yani B Planı’na mecbur kalıyorlardı. Şu anda birbirlerine ihtiyaçları var ama CHP, yılların partisi, İttihat Partisi’nin devamı parti, bunları bir müddet kullanıp atacaktır. Başka bir ihtimal de vermiyorum. Sahte ittifaklarla, liboşlarla, entellerle, baronlarla Londra, New York, Tel Aviv suflörlü İstanbul medyası desteği ile gidecekleri menzil tükenmek üzeredir.

Bugün Türkiye’de oluşan şer cephesinde oynadıkları rol bitecek, tarihin çöplüğünde hak ettikleri yeri alacaklardır. Millet nazarında da zaten tükenmişlerdir. “Bizi bu havuza kim attı?” demeye çoktan başlamışlardır. Eyvah para etmeyecektir. İhanet havuzu er -geç, bunları da yutacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
www.karadenizinsesi.com.tr