Hukuk devletinde bir fiil suç olarak düzenlenmişse cezası da bellidir. Neticede suçu işleyen cezasını çeker.

Son dönemde ülkemizde çok önemli günler yaşıyoruz. Bu süreçte parti kapatma konusu yine gündeme geldi. Zaman zaman da yine gündeme taşınmaktadır.

Anayasamızın 68. ve 69. maddelerinde düzenlenen, siyasi partilerin kapatılmasının bir ara tümden anayasadan kaldırılması gündeme gelmişti. Ancak bir kısım ek demokratik düzenlemeler yapılarak parti kapatma, anayasada yine de yerini korumuştur.

Siyasi partilerin kapatılması, anayasa hukukçularının alanına giren ve üzerinde uzun incelemeler yapılan bir konu. Ancak çok kısaca özetlemek gerekirse, konusu suç olan özellikle şiddet övme gibi hususlarda odak olma durumu, anayasal açıdan diğer unsurların da varlığı halinde bir kapatma nedeni olarak görülebiliyor.

Benim bu sınırlı alanda bir anayasa hukukçusu edasıyla HDP’nin kapatma davası konusunda nihai bir hüküm vermem söz konusu değil.

Özellikle üzerinde durmak istediğim, siyasi parti kapatma konusunun da yukarıda birinci paragrafta bahsettiğim çerçevede ele alınmasıdır.

Yani siyasi partiler kapatılmalı mı yoksa kapatılmamalı konusu ayrı, parti kapatma kabul edildikten sonra gereğini yapıp yapamamak ayrı bir şeydir.

Her alanda olduğu gibi, temel özgürlükleri korumak için bazı fiillerin yasaklanması kararı alınmışsa hukuk devletinde bunun gereği yapılmalıdır.

Hani, hediyenin büyüğü küçüğü olmaz deriz ya, suç ve ceza arasındaki ilişki de aynı şekildedir. Elbette suçlar ağırlıklarına göre cezalandırılmalı ancak mutlaka “yargılanmalı ve hak ediyorsa cezalandırılmalıdır.

Aksi durum, yani hukuka aykırı eylemlerde bulunana işlem yapmamak, hukuk sisteminin, sistemini bozma ihtimalini doğurur.

İnsanların içinde nasıl bir “vicdan terazisinden” bahsediyorsak toplumların da ortak bir vicdanı vardır. Belli bir kesim tarafından hukuka aykırı eylemlerde bulunulup bunun karşılığının uygulanmaması toplumun diğer kesimlerini de etkileyecek, onların da ortak vicdan terazisinin ayarını tam bozmasa da önemli ölçüde zedeleyecektir.

En son genel seçim öncesinde “Yeni anayasanın” seçim sloganlarından olduğu günlerden bugünlere geldik. Artık hukuk devletinin tam anlamıyla uygulanması, hukuka yapılan içten veya dıştan müdahalelerin ortadan kaldırılması için neleri yapabilirizi ve bunu nasıl anayasaya dökebilirizi konuşmayı beklerken bugün ülkemiz yine eski bir gündemle acı çekiyor.

Siyasi partiler özgürlükçü bir devletin taşıyıcı unsurlarından. Özgürlükçü devletin, diğer unsurlarından biri de hukuk devleti ilkesi ve adil bir adalet sistemi.

Kanaatimce, siyasi partilerin  kapatılması konusu  günümüzdeki demokratik gelişmeler, insanların teamülleri karşısında tamamen de anayasadan çıkarılabilir. Siyasi parti yönetici veya ilgilileri aracılığıyla hukuka aykırı bir eylemde bulunulmuşsa, suçu işleyen kişi cezalandırılır. Parti genel itibariyle “odak” halini almışsa seçime girmekten yasaklama gibi yaptırımlara tabi tutulabilir. (İngiltere’deki gibi) Farklı türde çözümler de bulunabilirler. Ancak mevcut anayasamızda parti kapatma varken ve konunun uzmanları tarafından “…bin kez kapatılmayı hak etti…” denilen bir ortamda hiç değilse yargısal sürecin işlediğini insanlar hissetmeli.

Gereksiz veya artık gerek kalmayan suçlar suç olmak çıkarılabilir. Ancak çıkarılmıyorsa suç olarak kalıyorsa gereğinin yapılması hukuk devleti açısından olmazsa olmazdır. Demokrasi, insan hak ve hürriyetleri ancak hukukun tam olarak işlediği bir ortamda tam olarak uygulanabilir.

Adı “demokratik bir yapı” da olsa herkesin hukuka uyması demokrasi gereğidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.