Anadolu Karikatürcüler Derneği’nin kurucu başkanı sevgili Ahmet Aykanat’ın Bursa’da düzenlediği karikatürle ilgili bir bienale katılmıştım fi tarihinde. Anadolu’nun çeşitli illerinden gelen arkadaşlarla buluşup güzel dakikalar yaşamış, Bursa’nın tarihi semtlerini gezmiştik.

Her kent gibi tarihi Bursa’mızın da görülecek o kadar çok semti ve değerleri varmış ki…  Bir kere Osmanlı’ya başkentlik yapmış bir kent Bursa…

Ahmet Aykanat’la zaman-zaman telefonla konuştuğumuz için o benim, ben O’nun durumunu az-çok biliriz. Bursa’ya gittim ya,  “fırsat bu fırsat” deyip boş zamanları gezmekle geçirmek istiyorum. Kalbimden/kafamdan geçeni bilirmişçesine Aykanat;

“- Bak bu iyiliğimi hiç unutmayacaksın… Hadi kalk Cumalıkızık’a gidiyoruz” deyip kolumdan tuttuğu gibi ayağa kaldırdı.  “Ne oluyor, nereye böyle?” diye soramadan diğer arkadaşlarla atladık midibüse düştük yola…  Cumalıkızık’a gidiyoruz ama benim kafamda  “Cuma namazı” takılı… Soracağım;  “Ya Başkan bugün Cuma değil.” diyeceğim ama minibüsteki şamatanın dinmesini bekliyorum. Gide-gide bir tarihi yerleşim yerine geldik. Tek kat evler… Daracık sokaklar… Meğer burası Cumalıkızık’mış… Osmanlı döneminden kalan ahşap evler aynen korunmuş, muhafaza edilmiş bir köy…  Tarihi sahiplenme adına içim açıldı. Bir ferahladım, bir ferahladım ki…

Cumalıkızık,  Bursa’mızın önemli bir tarihi değeri… O zaman edindiğim bilgiye göre ilgililer burayı çok önemsiyor, gözü gibi kolluyor/koruyormuş. Umarım bugüne değin sürüp gelmiştir bu tutum, bu anlayış… Neyse…  Cumalıkızık köyüne gelmişiz ya, “Başkan bizi buraya niçin getirdi?” sorusunu kafamda çengelli iğne ile tutturmuşum. Sonunda dayanamadım sordum:

“- Ya Başkanım, burayı sebeb-i  ziyaretimiz niçin?” diye sordum.  Elimi tutmuş bırakmıyor, “-Sen gel, merak etme!..” dedi. Bir bildiği var dedim, içimden…  Gide-gide daracık bir aralığın başına/ağzına geldik.   Ben diyeyim 60 cm, siz deyin 40 cm genişliğinde bir aralık… Buradan karşıda görünen alana geçecekmişim.  “Olmaz, ben buradan geçemem…” dedimse de Başkan Aykanat kararlı ve “Arkadaşım sen buradan geç. Bak neler olacak, neler…”  diye umut dağıtınca daracık aralığa omuzlarımı sıkıştırıp girmeye çalışıyorum ama nafile… Ahmet Aykanat, “Ya kendini azıcık sık, karnını içeri çek…  Bak  hah!.. Oldu, işte!..” önerileriyle daracık yerde ilerliyorum ama kafamda, “Ulan şimdi bir deprem olursa ayvayı yersin” korkusu…  Sonunda o daracık yerden nefes darlığı da yaşayıp geçtim.

Oooh!..  Hayat varmış…

Ulaştığımız yer,  dereden toplanmış kaldırım taşlarıyla döşenmiş bir alan… Köylü kadınlar yaptıkları konserve, marmelat, turşu gibi evde yaptıkları ürünleri düzenlenen tezgahlarda satıyorlar.  Bursa’nın özel ürünleri…

Başkan Ahmet Aykanat’a sordum: “-Ya Başkan, neydi bana çektirdiğin? O dar aralık neyin nesi?” Ne derse beğenirsiniz?

“- Sevgili arkadaşım, bundan sonra dara düşmezsin. Düşsen bile  azmin yıkılmaz Cumalıkızık’ı anımsarsın.”

                                                                   X   x   x

Bu güzel ülkenin insanları geçmişte de çok darlıklar gördü, krizler yaşadı. Hepsinden yıkılmaz/sarsılmaz azmiyle, yüzakıyla  çıktı.

Bugünkü durum mu?  Bunu da aynı azim ve kararlılıkla aşacağız. Aşmaya da mecburuz.   

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.