Haydi hep birlikte makaraları geri saralım. Siyasi tarihimizin bize nasıl ders verdiğini ve buna rağmen bizim nasıl ders almadığımızı şöyle bir hatırlayalım.

***

1960-1970 yılları arası…

Toplamda 4 koalisyon hükümeti kuruldu.

Hepsi de birbirinden tuhaf sonuçları beraberinde getirdi.

Kolluğu takan, kıllıkta da master yaptı.

*** 

1970-1980 arası desen yine aynı…

5 koalisyon hükümeti kuruldu.

Vatandaş bir sağdan bir soldan götürülürken, toplumun vicdanında da derin yaralar açıldı.

***

Ee 1990-2002 arası desen manzara yine aynı.

7 koalisyon hükümetinin çorap değişir gibi politika değiştirmesi sonucu, içerde ve dışarda aleme madara olduk. Dingo’nun ahırına dönen memlekette, neredeyse varımızı yoğumuzu Avrupa’ya kaptıracaktık.

*** 

Hal böyle olunca, gelecekte de benzer manzaralarla karşılaşmamak için, bu çürümüş parlamentarizmi ortadan kaldırmak, artık farz oldu.

Neden mi?

*** 

Çünkü her defasında yürütme mekanizmasını, yasama mekanizması doğurduğu için, zaman zaman koalisyonlar kaçınılmaz oluyor. Çekişip, didişmekten, memlekete çivi çakılmıyor.

*** 

Çünkü bu kokuşmuş sistem, manipülasyona çok açık.

Hatırlayın! 12 Mart döneminin hukuki olarak sonunu getiren 1973 seçimlerinde hiçbir parti çoğunluk sağlayamamıştı. Türkiye’nin içinde bulunduğu bunalım, 1977’nin Aralık ayında 11 AP milletvekilinin partiden istifa etmesi ile yeni bir boyut kazanmıştı. Demirel’in başkanlığındaki II. Milliyetçi Cephe (MC) Hükümeti düşürülmüş; CHP lideri Ecevit, 11 bağımsız milletvekili, DP (Demokrat Parti) ve CGP (Cumhuriyetçi Güven Partisi) milletvekillerinin desteğiyle yeni hükümeti kurmuştu. Fakat bu koalisyonların hiçbiri kendilerinden bekleneni verememiştir.

*** 

Çünkü,

Bu sistem, her kafadan bir ses çıkmaya olanak sağladığından, tarihte becerip bir Cumhurbaşkanı bile seçememiştik. Siz deyin hırstan, ben diyeyim kişisel çıkarlardan…

Rahmetli Fahri Korutürk’ün yerine meclis 114 defa toplanmış ama yine de Cumhur-u Reis, belirlenememişti. Haliyle Arapsaçına dönen mecliste, Kenan Evren darbe yapıp, koltuğa oturmuştu.

***

Çünkü,

Sistem; devlet erkânının sürekli birbiriyle papaz olmasına harikulade bir zemin hazırlıyor.

Süleyman Demirel, Tansu Çiller’le, Turgut Özal, Mesut Yılmaz’la, Ahmet Necdet Sezer, Bülent Ecevit’le az mı tartışma yaşadı? Dönemin Cumhurbaşkanı Sezer’in, Rahmetli Ecevit’e fırlattığı Anayasa kitapçığını saymıyorum bile…

***

Çünkü,

Sistem, yönetimsel zaafları ve güç boşluklarını da beraberinde getiriyor.

Bunu fırsat bilen cuntacılar da ortalıkta cirit atıyor. Ee kuvvet dengesi ve denetimsel mekanizma desen, resmen curcuna senfonisi çünkü bakanlar kurulunun başı olan başbakan, zaten yasamada da en büyük partinin başında yer alıyor.

*** 

Velhasıl kelam muhterem;

Sonuç itibariyle ülkemizde ki parlamenter sistem, raf ömrünü doldurmuştur. Ya kaldırıp çöpe atacağız, ya da sürekli birbirimizle didişip, zaman kaybetmeye devam edeceğiz.

Ki altını çizmek isterim;

Böyle başımız ayrı yere, ayaklarımız ayrı yere gittiği sürece, bırakın güçlü devlet olmayı, bizden taverna süsü bile olmaz.

Demedi demeyin muhterem.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com