Tarih şuuru gelişmemiş kişilerin dün ile bugünü değerlendirme ve yarın üzerine görüş belirtme/ bildirme konularında yanılgıya düştüklerini çokça yaşıyoruz. Tarihi sadece kendi algı sınırlarımız içine hapsederek “kişisel görüş” çerçevesine indirmek objektif olamamanın örneği olur diye düşünüyorum.

“Kişisel görüşün” de elbet geçerlilik payı var.

Ancak bu görüşün, mantık ölçülerine ve olayların gelişimine olan uyumunun toplumsal algıdaki geçerliliğidir asıl önemli olan...

Yoksa tarih üzerine görüş bildirmek/konuşmak günlük yaşamdaki sıradanlık gibi değildir elbet. Bu konudaki konuşmaların öncesinin yani, temelinin/ dayanağının olması gerekir.

Tarih konusunda “konuşmuş olmak” için konuşulmaz.

Konuşulursa ne olur?

O zaman, böyle duruma düşenler için bizim güzel bir deyimimiz vardır o söylenir:

“-At martini Debreli Hasan, dağlar inlesin!..”

Ama bu arada bir şey belirtmeme izin verir misiniz?

Debreli Hasan, tabii ki eskiden, fi tarihinde bu denli serbest atış yapamazdı. Bir kere, barut ve ecza/kibrit bol değildi/bulunmazdı. Onun için de, Debreli Hasan, atarken-tutarken bugünkü gibi bol keseden atamazdı. Bir kere atacağı zaman destek alır; gez-göz-arpacık hizasını iyi gözler, tetiği çeker öyle ateş ederdi!

Hep ıska atmış olsa da, içinde “desteksiz atmış” olmanın ezikliğini duyduğu zamanlar da olurdu.

Debreli’yi şimdi ara da bul...

Çoktan tarih oldu. Onu anlatırken vebal altına giriyor muyuz bilemiyorum ama Debreli’yi bize aratan yenilerinin zuhur ettiğini görünce maziyi bir hoş karşılıyor/anımsıyor insan.

***

Tarih öğretimizi okullarda kazanırken bize ve çocuklarımıza olaylar; olayların kahramanları sanki bu dünyada, bu topraklarda soluyup yaşamamış birer efsane varlık gibi anlatılırdı.

Oysa o efsane kahramanların yanında/yakınında sizin, benim, onun dedesi, dayısı, amcası ya da teyzesi, halası bulunmuş...

O kahramanlığı, destanlaşan olayı “efsane kahramanımız”la birlikte bizim yakınlarımız da yaşamış.

İşte böyle bir durumu, yani tarihimizi gerçek anlamda bilememe durumunda olanların, tarihsel değerlendirmeler yaparken düştükleri yanılgı bu noktada başlıyor.

O nedenle de, “yerel tarihi” bilgimiz/algımız yetersiz kaldığından bu konuda ayağımız yere sağlam basmıyor, yanılgılara düşüyoruz.

Şimdi sizlere bir yerel tarih araştırma konusu versem, “Bozaloğlu (Yüzbaşı) Hasan (Yener) Efendi, 1920-21 yıllarında Büyükliman’da Liman Reisi iken Trabzon’dan Samsun’a cephane götüren Gazal gemisine kış günü denizin dalgalarıyla boğuşa-boğuşa 500 metre buz gibi suda yüzerek şifre götürdüğünü; Bozaloğlu Hasan Efendi’nin kim ve nereli, bu şifrenin içeriğinin ne olduğunu araştırınız” desem...

Nereden araştırıp bulacaksınız?

İşte tarihin önemi burada... Öyle herkesin konuşacağı bir alan değil...

Özellikle de yerel tarihin yetişen genç kuşaklara anlatılması genel tarihin anlaşılmasında çok ama çok önem taşıyor.

Yazı ailemizden değerli dostum/arkadaşım sevgili İhsan Öksüz’e yerel tarih konusundaki “Molos’taki Akşam Şarapları Fabrikası” başlıklı yazısı için bu nedenle teşekkür ediyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
www.karadenizinsesi.com.tr