Siyaset yapmayı, siyaseti sevmediğimi herkes bilsin isterim. Öteden beri de bu çizgimden hiç şaşmadım. O parti, bu parti, şu parti “ötekileştirme”lerini de bilmem ve yapamam. Partileri de; yurttaşların görüşleri için söylem alanları olarak görürüm. Beğenen beğendiği partiyi sahiplensin! Ama “körü körüne” değil… Demokrasi olgun beyinlerde, ehil beyinlerde aroma/tat kazanır ve mideleri şenlendirirken, beyinlerde çiçek bahçelerinin açılmasını sağlar. Biz ülkemizi demokrasi bahçesine dönüştürme konusunda bir türlü beceri sağlayamadık, bu konuda hüner gösteremedik.

İktidar olan her partinin, bir önceki dönem “demokratik” diye kabullenilen uygulamaları kaldırıp, kendi anlayışına/görüşüne uygun düşeni getirmesi de bu alanda kısır bir döngü yarattı ne yazık ki… Derler ya; “Benim oğlum bina okur/döner döner yine okur” örneği…

Demokrasi kavramını “demirkırat” olarak algılayıp, DP’nin iyi-kötü uygulamalarında -Daha sonraları da öyle oldu ya- “seçim kaybetme, koltuktan olma korkusu” “demokrasi”nin önüne
geçince düzenin aort damarı tıkandı. Sonuç malum: 27 Mayıs 1960… Toplumsal anlamda bir tarafta demokrasi heyecanı, diğer yanda “niçin böyle oldu?” sorusunun yanıtını aramadan küsen ve “Hele bir seçim yapılsın, görürsünüz” öfkesiyle beklentiye kapılanlar. İlk seçim, “ilk göz ağrısı” getirmedi, “eski tas, eski hamam” örneği oldu. DP gitti, türevleri geldi. Baba gitti, oğlu geldi. Dayı gitti, yeğeni geldi. Koca gitti, karısı geldi. Bir siyasal değişim beklentisi “ham armut toplama”ya döndü. Ardından “demokrasi için” küçüklü-büyüklü
kalkışmalar ve sonuçları…

İnsanın kendi kendini kontrol etmesi gereğini çoğu kez unutuyoruz nedense… Ya da aynaya bakıp “Ben ne yapıyorum” diye soramıyoruz kendimize. Bu, özgüvenimiz olmayışından belki de… Böyle yapamıyorsak o zaman genel kültür anlamında hayli eksiğimizin olduğunu kabul etmemiz gerekmez mi? Dahası demokrasi kavramını benliğimize yeterince sindiremediğimizden, demokrasinin ne olup, ne olmadığını bilmediğimizden olmasın bu? Öyle de olsa, böyle de olsa bunca demokrasi çalkantılarının temelinde sırf kendi görüşümüzün egemen olması çabasına gelip dayandığını artık kabul etmek durumundayız. Yanlış düşündüğümüzü, hatalı olduğumuzu kabullensek neler değişecek, neler bu ülkede… -Ben dedim, doğrudur!

Bu kısır anlayışının peşine takılıp gittiğimiz bunca yıllar sonrasında geldiğimiz nokta ortada… Hala demokrasiyi olgunlaştırma çabaları… Demokrasi öyle bir olgun meyvedir ki, onu tüketenlerin de en az bu meyve kadar olgun/kültürlü olması gerekir. Yoz ağızların tükettiği meyvenin yoz beyinleri olgunlaştırdığı şimdiye değin hiç görülmedi. Demokrasilerde siyasetçiler birer idealist “demokrasi öğretmeni” olmalılar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Karadenizinsesi.com