Kişinin ruhsal durumunu anlamak kolay iş değil…

Hangi çıkar kapılarını aralamak istediğini, hangi pozisyonlardan korkup/çekinip ofsayta düşmeden kuzu postuna büründüğünü anlamak için günümüzde “insan sarrafı” olmak gerek. Kişi için “insan sarrafı”  deyimini yerinde ve zamanında kullanmak da bugün bir hüner oldu herkes için. En azından “insan sarrafı” olan kadar o kişiyi/insanı tanımak gerekiyor böyle durumlarda. Günümüz siyasetçilerinden kimilerinin her şeyi bilir pozları takınması; siyasette -bilirsiniz tatlıdır, hoştur- aşure pişirmeyi,  “işi ağzınaburnuna bulaştırma” yarışına dönüştürdüler sonunda. O nedenle de siyasetin öteden beri süregelen ciddiyeti son dönemlerde pike yapar oldu. Siyasetçi her alanda, her şeyi bilmek durumunda mıdır? Yani, her şeye  “maydanoz olma”, yani her konuda konuşup “allamelik” taslaması doğru mudur?  Tabii ki, değil… Çağdaş insan, çok yönlülük kazanan yaşamının kimi alanlarında - bilgisel anlamda-  “uzmanlaşma” gibi bir zorunluluğu yaşıyor günümüzde. Akademik çevrelerde bu uzmanlaşma çok anlam ve önem taşıdığı için her millet  “bilgi toplumu” olma/yaratma konusunda ciddi uğraş veriyor, çalışmalar yapıyor. Ve o ülkelerde bilim adamları kendi ilgi alanları olan sanat, 
ticaret, ekonomi, sağlık, eğitim vb, üzerine konuştuklarında inandırıcılıklarıyla saygınlıklarını birlikte pekiştiriyorlar. Peki, bizde niçin öyle değil? Bu çok uzun ve üzerinde çokça konuşulması gereken bir konu ama kısaca belirtelim: Bu, siyasetçinin “Ben her şeye hâkimim… Bilirim!..” anlayışını  “particilik hastalığı”na tutsak ederek “siyasal parti egemenliği”ni pekiştirme peşinde koşmasından kaynaklanıyor. Tabii ki bu da, “demokrasi” sözcüğünü kullanan siyasetçi için -ne yazık ki- bir ayıp günümüzde. HHH Siyasal yaşamın ya da anlayışın her şeyin üzerinde olması, bu anlayışın kendini trenin lokomotifi olarak görmesi, diğer kuvvet erkleri  “yasama, yargı, yürütme”yi birer vagon konumunda görmesi, ancak demokrasisi gelişmemiş toplumlarda görülür/yaşanır. Böyle bir anlayış ya da durumun ortaya getireceği sıkıntılar/sorunlar elbette ki yine demokratik 
anlayış ve uygulamamalarla ortadan kaldırılmalı. Demokrasilerde partisel çekişmelerin temelinde yurttaşın yaşamsal mutluluğu ön koşul olarak görülmeli, demokrasiyi geliştirme çabaları ise partiler arasında heyecanlarla, hep birlikte paylaşılmalı… Partilerin yaşanan sorunlar konusunda karşılıklı olarak birbirlerini karalamaları mücadelesi demokratik bir heyecan olmadığı kadar davranış da olamaz. Eğer yurttaş demokrasinin ne denli yaşamsal ve gerekli bir alan olduğu bilincinde değilse bile siyasal partiler; bu alanda eğitim vererek bilinçlendirme görevini sadece seçimlerde değil; diğer zamanlarda da yapmalı. O zaman, ülkede demokrasinin toplumsal barış içinde bir bütün olarak aydınlık havası yaşanır ancak. HHH Neredeyse 70 yıla varan demokrasiye geçiş dönemimizin kimi çıkmaz sokaklara saptığı zamanları hep yaşadım. Tanklı/silahlı darbeler gördüm…  Bastırılan girişimleri de…  Sessiz girişimlerin de bastırıldığına tanık oldum. Bunlar hep demokrasinin sancılı dönemlerinde yaşandı. Sonuç? Manzara ortada… “Arife tarif gerekmez…” İnsan sevgisi olmaya bir toplumsal yaşamda demokrasi mi düşünüyorsunuz? O zaman birbirimizi anlama konusunda “insan sarrafı” mı olmamız gerekiyor?

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.